Kelimeler
Osmanlıca kelimeler ve anlamları: eski kelimeler ve bugünkü karşılıkları
· 11 dk okuma · Osmanlıca Öğren editörleri
Osmanlıca kelimeler ve anlamları üç kaynaktan gelir: Türkçe kelimeler, Arapçadan alınan kelimeler ve Farsçadan alınan kelimeler; son dönemde bunlara Avrupa dillerinden gelen bir grup eklenir. Bu kelimelerin önemli bir kısmını bugün de kullanıyoruz (kitap, kalem, hayat, zaman), bir kısmı yerini Türkçe karşılıklara bırakmıştır (muallim yerine öğretmen, imtihan yerine sınav), bir kısmı da anlam değiştirerek yaşamaya devam etmektedir. Eski bir metni anlamak için hem kelimenin yazılışını hem de o dönemdeki anlamını bilmek gerekir.
Aşağıda Osmanlıca kelimeleri konulara ayırdık: eğitim, devlet ve idare, duygular ve insan, zaman ve gündelik hayat. Ardından edebî metinlerde karşınıza çıkacak "ağır" kelimeleri, kelimelerin bugünkü Türkçe karşılıklarını ve zamanla anlamı kaymış kelimeleri bulacaksınız. Her tabloda Osmanlıca yazılış, okunuş, anlam ve köken birlikte veriliyor.
Osmanlıca kelimeler nereden gelir?
Osmanlıca, Türkçenin Arap harfleriyle yazılan tarihî biçimidir. Cümle yapısı ve ekleri Türkçedir; söz varlığı ise yüzyıllar içinde Arapça ve Farsçadan aldığı kelimelerle çok genişlemiştir. Bu kelimeler özellikle bilim, din, hukuk, idare ve edebiyat alanlarında yoğundur. Gündelik hayatın temel kelimeleri ise büyük ölçüde Türkçe kalmıştır: ev, ekmek, su, at, gün, gece gibi.
- yüzyılda Osmanlı Devleti'nin Avrupa ile ilişkilerinin artmasıyla Fransızca ve İtalyanca başta olmak üzere Avrupa dillerinden de kelimeler girmiştir. Bu kelimeler Osmanlıcada kendi okunuşlarına göre yazılır.
| Osmanlıca | Okunuş | Anlam | Köken |
|---|---|---|---|
| اكمك | ekmek | ekmek | Türkçe |
| صو | su | su | Türkçe |
| كتاب | kitâb | kitap | Arapça |
| حیات | hayât | hayat | Arapça |
| دنیا | dünyâ | dünya | Arapça |
| پنجره | pencere | pencere | Farsça |
| پادشاه | pâdişâh | hükümdar | Farsça |
| غزته | gazete | gazete | İtalyanca |
| واپور | vapur | buharlı gemi | Fransızca |
| تیاترو | tiyatro | tiyatro | İtalyanca |
Kelimenin kökenini bilmek okumayı kolaylaştırır. Arapça kelimeler kendi dillerindeki imlayı korur; bu yüzden içlerinde sad, dad, tı, zı, ayın gibi Arapçaya özgü harfler bulunur. Farsça kelimelerde pe, çim ve gef sık görülür. Türkçe kelimeler ise ünlülerini daha çok harflerle gösterir. Arapça ve Farsça kelimelerin yapısını tanımak isterseniz Arapça ve Farsça kelimeler dersi bu konuya giriş yapar.
Eğitim ve bilgi ile ilgili Osmanlıca kelimeler
Eğitim kelimeleri, Osmanlıca ile bugünkü Türkçe arasındaki değişimi en açık gösteren gruptur. Bu kelimelerin çoğu Arapça kökenlidir ve 20. yüzyılda yerlerini Türkçe karşılıklara bırakmıştır. Eski okul belgeleri, diplomalar ve hatıratlar okurken bunları sıkça görürsünüz.
| Osmanlıca | Okunuş | Anlam | Köken |
|---|---|---|---|
| مكتب | mekteb | okul | Arapça |
| مدرسه | medrese | yükseköğretim kurumu; medrese | Arapça |
| معلم | muallim | öğretmen | Arapça |
| طلبه | talebe | öğrenci(ler) | Arapça |
| شاگرد | şâkird | öğrenci, çırak | Farsça |
| درس | ders | ders | Arapça |
| امتحان | imtihân | sınav | Arapça |
| معارف | maârif | eğitim, bilgiler | Arapça |
| دارالفنون | dârülfünûn | üniversite | Arapça |
| قلم | kalem | kalem | Arapça |
| مركب | mürekkeb | mürekkep | Arapça |
| دفتر | defter | defter; kayıt defteri | Arapça (Yunanca asıllı) |
- yüzyıl Osmanlı eğitim sistemindeki okul kademelerinin adları da sık geçer: ابتدائی ibtidâî (ilk), رشدیه rüşdiye (orta kademe), اعدادی i'dâdî (lise kademesi) ve سلطانی sultânî (lise). Bu adlar Arapça kelimelere eklenen -î sıfat ekiyle kurulmuştur ve okulun hangi seviyede olduğunu anlatır. Örneğin mekteb-i ibtidâî "ilk okul" demektir; tamlamanın nasıl kurulduğunu tamlamalar dersinde görebilirsiniz.
Bu kelimelerin bazıları kurum adlarında da yaşar. دارالفنون dârülfünûn, kelime kelime "fenler evi" anlamına gelir; 19. yüzyılın ikinci yarısında kurulan ve İstanbul Üniversitesi'nin öncülü sayılan yükseköğretim kurumunun adıdır. معارف maârif kelimesi de eğitim işlerini yürüten devlet teşkilatının adında geçer: Maârif Nezâreti, bugünkü eğitim bakanlığının Osmanlı dönemindeki karşılığıdır. Cumhuriyet'in ilk yıllarında da Maarif Vekâleti adı bir süre kullanılmıştır.
طلبه kelimesi aslında Arapça bir çoğul biçimidir (tâlib "isteyen, öğrenci" kelimesinin çoğulu), ama Türkçede tekil anlamda da kullanılmıştır. Arapça çoğul biçimlerinin Türkçede tekil gibi kullanılması sık rastlanan bir durumdur; Osmanlıcada çoğul ekleri yazısında bu konuya ayrıca değiniliyor.
Devlet ve idare ile ilgili kelimeler
Arşiv belgeleri, fermanlar ve tarih kitapları okurken devlet ve idare kelimeleri en sık karşılaşacağınız gruptur. Bu kelimelerin çoğu tarih derslerinden tanıdıktır; Osmanlıca yazılışlarını bilmek, bir belgenin hangi makamdan çıktığını ve kime gittiğini anlamanın ilk adımıdır.
| Osmanlıca | Okunuş | Anlam | Köken |
|---|---|---|---|
| پادشاه | pâdişâh | hükümdar | Farsça |
| صدر اعظم | sadr-ı a'zam | sadrazam, baş vezir | Arapça |
| وزیر | vezîr | bakan, vezir | Arapça |
| والی | vâlî | vilayet yöneticisi | Arapça |
| قائممقام | kâimmakâm | kaymakam | Arapça |
| ولایت | vilâyet | il, büyük idari bölge | Arapça |
| سنجاق | sancak | idari bölge; bayrak | Türkçe |
| قضا | kazâ | ilçe | Arapça |
| ناحیه | nâhiye | bucak | Arapça |
| فرمان | fermân | padişah buyruğu | Farsça |
| مجلس | meclis | toplantı, kurul | Arapça |
| قانون | kânûn | kanun | Arapça (Yunanca asıllı) |
| محكمه | mahkeme | mahkeme | Arapça |
| قاضی | kâdî | kadı, yargıç | Arapça |
| عسكر | asker | asker | Arapça |
Bu tablodaki bazı kelimeler bugün farklı anlamda yaşıyor. Kaymakam bugün ilçenin yöneticisidir; Osmanlı döneminde قائممقام kelimesi "birinin yerine geçen, vekil" anlamına da geliyordu ve farklı dönemlerde farklı makamlar için kullanıldı. Kazâ kelimesi ise bugünkü "kaza" (beklenmedik olay) ile aynı yazılır, ama idari metinlerde ilçe anlamındadır. Hangi anlamın kastedildiğini cümlenin bağlamı belirler.
Belge okumaya ilgi duyuyorsanız bu kelimeleri bir arada görmek için Osmanlıca belge okuma yazısına göz atabilirsiniz.
Duygular ve insan halleri: Osmanlıca kelimeler
Duygu kelimeleri hem edebiyatta hem de mektuplarda bolca kullanılır. Osmanlıca bu alanda çok zengindir: aynı duygunun farklı tonlarını anlatan birden fazla kelime bulunur. Örneğin üzüntü için keder, hüzün, gam ve melâl kelimeleri, aralarında ince farklarla kullanılır.
| Osmanlıca | Okunuş | Anlam | Köken |
|---|---|---|---|
| سعادت | saâdet | mutluluk | Arapça |
| مسرت | meserret | sevinç | Arapça |
| كدر | keder | üzüntü, tasa | Arapça |
| حزن | hüzn (hüzün) | derin üzüntü | Arapça |
| غم | gam | tasa, dert | Arapça |
| ملال | melâl | usanç; hüzün | Arapça |
| محزون | mahzûn | üzgün, boynu bükük | Arapça |
| ممنون | memnûn | hoşnut | Arapça |
| شفقت | şefkat | acıma, sevecenlik | Arapça |
| مرحمت | merhamet | acıma, merhamet | Arapça |
| حیا | hayâ | utanma duygusu | Arapça |
| غیرت | gayret | çaba; onur duygusu | Arapça |
| همت | himmet | yardım, destek; azim | Arapça |
| حسد | hased | kıskançlık | Arapça |
Bu kelimelerin bir kısmı aynı kökten türeyen kardeş kelimelerle birlikte öğrenildiğinde daha kolay akılda kalır. Örneğin حزن hüzün ile محزون mahzûn aynı ḥ-z-n kökünden gelir: biri duygunun adıdır, diğeri o duyguyu yaşayan kişiyi anlatır. Aynı şekilde سعادت saâdet kelimesi, mes'ûd (mutlu) kelimesiyle aynı köktendir. Arapça kalıpları tanımak için Osmanlıcada Arapça vezinler yazısı iyi bir yol göstericidir.
Zaman ve gündelik hayat kelimeleri
Gündelik hayatın kelimelerinde Türkçe kelimelerin payı daha büyüktür. Bu grup, Türkçe kelimelerin Osmanlıca yazılışını görmek için de iyi bir fırsattır: kalın ünlülü kelimelerde sad, tı ve kaf gibi kalın harflerin tercih edildiğine dikkat edin.
| Osmanlıca | Okunuş | Anlam | Köken |
|---|---|---|---|
| صباح | sabâh | sabah | Arapça |
| آقشام | akşam | akşam | Türkçe |
| گیجه | gece | gece | Türkçe |
| هفته | hafta | hafta | Farsça |
| عصر | asr | yüzyıl, çağ; ikindi vakti | Arapça |
| خانه | hâne | ev | Farsça |
| چارشی | çarşı | çarşı | Farsça |
| بازار | pazar | pazar yeri | Farsça |
| صوقاق | sokak | sokak | Arapça asıllı |
| كوپری | köprü | köprü | Türkçe |
| حمام | hammâm | hamam | Arapça |
| آغاج | ağaç | ağaç | Türkçe |
صو su ve آقشام akşam kelimelerinde görülen sad ve kaf tercihi, kalın ünlülü Türkçe kelimelerin tipik bir özelliğidir. صوقاق sokak ilginç bir örnektir: kelime aslen Arapça zukāk (dar yol) kelimesinden gelir, ama Türkçede söylenişi o kadar değişmiştir ki Türkçe bir kelime gibi sad ve kaf ile yazılır. Bu tercih mecburi bir kural değildir ama matbu metinlerde yerleşmiş bir alışkanlıktır.
عصر asr kelimesi, aynı yazılışın birden fazla anlam taşıyabileceğini gösterir. Tarih metinlerinde "yüzyıl, çağ" anlamına gelir: on dokuzuncu asır gibi. Gündelik hayatı anlatan metinlerde ise ikindi vaktini bildirebilir. Hangi anlamın kastedildiğini yine cümle gösterir. Zamanla ilgili kelimelere devam etmek isterseniz haftanın günleri için Osmanlıca günler, Rumi ve Hicri ay adları için Osmanlıca aylar yazılarına bakabilirsiniz; her ikisinde de yazılış ve okunuşlar tablo halinde veriliyor. Harflerin kalın ve ince ünlülere göre nasıl seçildiğini Osmanlıca ince ve kalın harfler yazısında ayrıntılı bulabilirsiniz.
Mektuplarda ve hitaplarda kullanılan kelimeler
Osmanlı dönemine ait aile mektupları, hatıra defterleri ve resmî dilekçeler, kişilere hitap eden ve akrabalık bildiren kelimelerle doludur. Bu kelimelerin çoğu bugün ya hiç kullanılmıyor ya da anlamı değişmiş durumda. Eski bir mektubu anlamak için kimin kime yazdığını çözmek ilk iştir; bu da hitap kelimelerini bilmeyi gerektirir.
| Osmanlıca | Okunuş | Anlam | Köken |
|---|---|---|---|
| افندی | efendi | efendi, bey (okumuş kişiye hitap) | Yunanca asıllı |
| خانم | hânım | hanım | Türkçe |
| محترم | muhterem | saygıdeğer | Arapça |
| عزیز | azîz | değerli, sevgili | Arapça |
| پدر | peder | baba | Farsça |
| والده | vâlide | anne | Arapça |
| برادر | birâder | erkek kardeş | Farsça |
| همشیره | hemşîre | kız kardeş | Farsça |
| مخدوم | mahdûm | oğul | Arapça |
| زوجه | zevce | eş (kadın) | Arapça |
Bu tablodaki همشیره hemşîre kelimesi, anlamı değişen kelimelere de güzel bir örnektir. Osmanlıca metinlerde "kız kardeş" anlamına gelir; bugünkü "hasta bakıcı" anlamı sonradan yaygınlaşmıştır. Bir mektupta hemşîrem ifadesini gördüğünüzde yazarın kız kardeşinden söz ettiğini düşünmelisiniz. Akrabalık kelimelerinin daha geniş bir listesi için Osmanlıca anne nasıl yazılır yazısına bakabilirsiniz.
Bugün de kullandığımız Osmanlıca kelimeler nasıl değişti?
Osmanlıca kelimelerin büyük bir kısmı bugün de dilimizde yaşıyor. Ancak bu kelimeler Türkçeye geçerken ses bakımından küçük değişikliklere uğramıştır. Bu değişiklikleri bilmek, Osmanlıca yazılışla bugünkü telaffuz arasındaki farkı anlamanızı kolaylaştırır.
En sık görülen değişiklik, Arapça kelimelerin sonundaki b ve d seslerinin Türkçede p ve t olmasıdır. Yazı eski biçimi korur: كتاب kitâb bugün kitap, مكتب mekteb bugün mektep, جواب cevâb bugün cevap olarak okunur. Benzer şekilde murad kelimesi murat olur. Osmanlıca okurken bu kelimeleri bugünkü gibi okumakta bir sakınca yoktur; çeviri yazılarda ise iki biçim de kullanılır.
İkinci önemli değişiklik, iki ünsüzle biten Arapça kelimelere Türkçede bir ünlü eklenmesidir. علم ilm kelimesi bugün ilim, حزن hüzn kelimesi hüzün, عصر asr kelimesi asır, شهر şehr kelimesi şehir olarak söylenir. Yazıda bu ünlü görünmez; okuyucu onu kendisi ekler.
Üçüncü değişiklik uzun ünlülerle ilgilidir. Arapça ve Farsça kelimelerdeki uzun â, î, û sesleri Osmanlıca yazıda elif, ye ve vav ile gösterilir: قانون kânûn, وزیر vezîr. Bugünkü Türkçede bu uzunluk çoğu kelimede kaybolmuştur ya da yalnızca bazı kelimelerde düzeltme işaretiyle gösterilir. Bu yüzden Osmanlıca metinlerde gördüğünüz uzun ünlü harfleri, kelimenin aslını hatırlatan bir iz olarak değerlendirebilirsiniz.
Osmanlıca ağır kelimeler ve anlamları
"Ağır kelime" denince, bugün konuşma dilinde pek kullanılmayan, edebî ve resmî metinlerde sıkça geçen Arapça ve Farsça kelimeler kastedilir. Bu kelimeler eski romanlarda, hatıratlarda, şiirlerde ve gazete yazılarında karşınıza çıkar. Anlamlarını bilmediğinizde cümle tamamen kapalı kalabilir; bu yüzden en sık görülenleri bir arada vermek yararlı olacaktır.
| Osmanlıca | Okunuş | Anlam | Köken |
|---|---|---|---|
| مستغرق | müstağrak | dalmış, kendinden geçmiş | Arapça |
| لاقید | lâkayd | ilgisiz, aldırışsız | Arapça |
| مبهوت | mebhût | şaşkın, donakalmış | Arapça |
| مكدر | mükedder | kederli | Arapça |
| مضطرب | muztarib | sıkıntılı, huzursuz | Arapça |
| متین | metîn | sağlam, dayanıklı | Arapça |
| ممتاز | mümtâz | seçkin | Arapça |
| مشكل | müşkil | zor, güç | Arapça |
| وخیم | vahîm | ağır, tehlikeli | Arapça |
| بیهوده | beyhûde | boşuna | Farsça |
| بیچاره | bîçâre | çaresiz, zavallı | Farsça |
| ناچیز | nâçîz | değersiz, önemsiz | Farsça |
| عاجز | âciz | güçsüz | Arapça |
| نادر | nâdir | seyrek, az bulunan | Arapça |
Bu kelimelerin bir kısmı bugün de kullanılır, ama genellikle daha resmî ya da süslü bir üslupta. Müşkil ve vahim gibi kelimeler gazete dilinde hâlâ yaşarken mebhût ve müstağrak artık yalnızca eski metinlerde görülür. ناچیز nâçîz ve عاجز âciz gibi kelimeler ise Osmanlı mektuplarında kişinin kendinden alçakgönüllülükle söz ederken kullandığı kalıp ifadelerde sıkça karşınıza çıkar.
Ağır kelimeleri cümle içinde görmek, anlamlarını tek başına ezberlemekten daha kalıcıdır. Aşağıdaki örnek cümleler bu sitede öğretim amacıyla kurulmuştur; her birinde tablodaki bir kelime kullanılıyor:
- Kitabın sayfalarına öyle müstağrak olmuştu ki seslendiğimizi duymadı. — Kitaba öyle dalmıştı ki seslendiğimizi duymadı.
- Bu habere karşı lâkayd kalamazdı. — Bu habere ilgisiz kalamazdı.
- Gördüğü manzara karşısında mebhût oldu. — Gördüğü manzara karşısında şaşırıp kaldı.
- Bütün gayretleri beyhûde çıktı. — Bütün çabaları boşa gitti.
- Hastanın hâli vahîm idi. — Hastanın durumu ağırdı.
Bu cümlelerde ağır kelimeler, Türkçe cümle yapısının içine yerleşmiş durumdadır. Osmanlıcada çoğu zaman böyledir: cümlenin iskeleti Türkçe kalır, Arapça ve Farsça kelimeler bu iskeletin içinde isim ve sıfat görevini üstlenir. Bu yüzden ağır bir metinle karşılaştığınızda önce Türkçe ekleri ve yardımcı fiilleri bulun, ardından Arapça-Farsça kelimeleri tek tek çözün.
Farsça بی bî- ön eki, "-sız, -siz" anlamı katar. بیهوده beyhûde ve بیچاره bîçâre bu ekle kurulmuştur. Ön eki tanıdıktan sonra bîtâb (bitkin), bîhaber (habersiz) gibi kelimelerin anlamını da kolayca tahmin edebilirsiniz.
Osmanlıca kelimelerin bugünkü Türkçe karşılıkları
Cumhuriyet döneminde, özellikle 1930'lardan itibaren dilde sadeleşme çalışmalarıyla pek çok Arapça ve Farsça kelimenin yerine Türkçe karşılıklar yaygınlaştı. Bu kelimelerin bir kısmı tamamen unutuldu, bir kısmı ise yeni karşılıklarıyla yan yana kullanılmaya devam ediyor. Aşağıdaki tablo, eski metinlerde sık geçen kelimeleri ve bugün onların yerine kullandığımız kelimeleri gösteriyor.
| Osmanlıca | Okunuş | Bugünkü karşılığı |
|---|---|---|
| معلم | muallim | öğretmen |
| طلبه | talebe | öğrenci |
| امتحان | imtihân | sınav |
| سؤال | suâl | soru |
| جواب | cevâb | cevap, yanıt |
| مثال | misâl | örnek |
| لسان | lisân | dil |
| كلمه | kelime | kelime, sözcük |
| متفكر | mütefekkir | düşünür |
| حریت | hürriyet | özgürlük |
| مساوات | müsâvât | eşitlik |
| شمال | şimâl | kuzey |
| جنوب | cenûb | güney |
| شرق | şark | doğu |
| غرب | garb | batı |
| نسبت | nisbet | oran |
Bu tabloyu okurken bir noktayı unutmamak gerekir: eski kelime "yanlış", yenisi "doğru" değildir. Her ikisi de Türkçenin tarihinin parçasıdır. Cevap, kelime ve misal gibi kelimeler bugün de günlük dilde rahatça kullanılır. Osmanlıca okuyan biri için önemli olan, eski kelimeyi gördüğünde bugünkü karşılığını hızla hatırlayabilmektir.
Zamanla anlamı değişen eski kelimeler
Bazı kelimeler bugün de kullanılıyor ama anlamları değişmiş ya da daralmış. Eski bir metinde bu kelimelere bugünkü anlamlarını vermek, cümleyi yanlış anlamanıza yol açabilir. En bilinen örneklerden bazıları şunlardır:
- غریب garîb. Arapçadaki asıl anlamı "yabancı, gurbette olan"dır. Halk şiirinde ve eski metinlerde garip çoğu zaman yurdundan uzak, kimsesiz kişiyi anlatır. Bugün daha çok "tuhaf" anlamında kullanılır.
- قلم kalem. Yazı aracı anlamının yanında, Osmanlı bürokrasisinde bir devlet dairesindeki yazı bürosunun adıdır. Kalem efendisi bu bürolarda çalışan memurdur. Bugün de "özel kalem" ifadesinde bu anlamın izi yaşar.
- دولت devlet. Bugün yalnızca siyasi teşkilat anlamında kullanılır. Divan şiirinde ise sıkça "talih, mutluluk, baht" anlamına gelir. Bir beyitte devlet kelimesini gördüğünüzde önce bu anlamı düşünün.
- مخصوص mahsûs. Asıl anlamı "özel, birine ayrılmış"tır. Eski metinlerde padişaha mahsûs "padişaha özel" demektir. Bugünkü konuşma dilindeki "mahsustan, şaka olarak" anlamı sonradan gelişmiştir.
- سودا sevdâ. Arapçada "kara" anlamına gelen bu kelime, eski tıpta kara safra ve onun yol açtığı karamsarlık için kullanılırdı. Türkçede zamanla "tutku, aşk" anlamını kazandı.
Bu tür kelimeler, sözlük kullanmanın neden önemli olduğunu gösterir. Bir kelimeyi tanıyor olsanız bile, cümlede tuhaf bir anlam ortaya çıkıyorsa sözlükte eski anlamlarına bakmak iyi bir alışkanlıktır.
Bilmediğiniz bir Osmanlıca kelimenin anlamını nasıl bulursunuz?
Ne kadar kelime öğrenirseniz öğrenin, metinlerde bilmediğiniz kelimelerle karşılaşmaya devam edeceksiniz. Bu durumda izleyebileceğiniz yol kabaca şöyledir:
- Kelimeyi eklerinden ayırın. Sonundaki لر, ده, دن gibi Türkçe ekleri ayırınca sözlükte arayacağınız yalın biçim ortaya çıkar.
- Kökeni tahmin edin. Kelimede ayın, sad, dad, tı, zı gibi harfler varsa büyük ihtimalle Arapçadır. Başında م varsa ve üç harfli bir kök içeriyorsa mef'ûl ya da mütefâil gibi bir kalıpta olabilir.
- Kökü bulun. Arapça kelimelerde üç harfli kökü bulmak, aynı kökten bildiğiniz kelimeler sayesinde anlamı tahmin etmenizi sağlar.
- Sözlüğe bakın. Osmanlıca sözlükler kelimeleri Arap harfli yazılışlarına ya da Latin harfli okunuşlarına göre sıralar. Hangi sözlüğün hangi ihtiyaca uygun olduğunu Osmanlıca sözlük yazısında karşılaştırdık.
- Bağlamı kontrol edin. Bulduğunuz anlamı cümleye yerleştirin; cümle anlamlı hale gelmiyorsa kelimenin başka bir okunuşu ya da başka bir anlamı olabilir.
Kelime öğrenmeye metinlerde en çok geçen kelimelerle başlamak isterseniz Osmanlıca sık kullanılan kelimeler yazısı bağlaçlar, zamirler ve yardımcı fiillerden oluşan temel bir liste sunar. Okuduğunuz kelimeleri pekiştirmek için alıştırma bölümünü de kullanabilirsiniz.
Sık sorulan sorular
Osmanlıca ağır kelimeler nelerdir?
Ağır kelime denince genellikle edebî ve resmî dilde kullanılan, bugünkü konuşma dilinde pek duyulmayan Arapça ve Farsça kelimeler kastedilir. Müstağrak (dalmış), lâkayd (ilgisiz), mebhût (şaşkın), mükedder (kederli) ve beyhûde (boşuna) bunlara örnektir. Bu kelimelerin çoğu belirli kalıplarla türediği için kalıbı tanımak anlamlarını tahmin etmeyi kolaylaştırır.
Osmanlıca kelimelerin Türkçe karşılığı nedir?
Cumhuriyet döneminde pek çok Arapça ve Farsça kelimenin yerine Türkçe karşılıklar yaygınlaştı: muallim yerine öğretmen, talebe yerine öğrenci, imtihan yerine sınav, sual yerine soru, misal yerine örnek gibi. Eski kelimelerin bir kısmı bugün de kullanılmaya devam eder; bir kısmı ise yalnız eski metinlerde kalmıştır.
Eski kelimelerin anlamını nasıl bulabilirim?
En güvenilir yol bir Osmanlıca-Türkçe sözlüğe bakmaktır. Arapça kökenli kelimelerde üç harfli kökü bulmak da çok işe yarar; aynı kökten türeyen kelimeler anlamca birbirine yakındır. Bağlam da önemli bir ipucudur: kelimenin geçtiği cümle çoğu zaman anlamın yönünü gösterir.
Bugün kullandığımız kelimelerden hangileri Osmanlıca kökenlidir?
Kitap, kalem, hayat, dünya, insan, zaman, devlet, millet, mektup, sabah, akşam ve daha pek çok kelime Osmanlıca metinlerde de aynen kullanılır. Bunlar Arapça ya da Farsçadan Türkçeye girmiş, yüzyıllardır kullanılan kelimelerdir. Osmanlıca bu kelimeleri Arap harfleriyle yazar; anlamları çoğu zaman bugünküyle aynıdır.
Garip kelimesinin eski anlamı nedir?
Arapça garîb kelimesinin asıl anlamı yabancı, gurbette olan kimsedir. Osmanlıca metinlerde ve halk şiirinde garip çoğunlukla yurdundan uzak, kimsesiz ve zavallı anlamında kullanılır. Bugünkü tuhaf anlamı da vardır ama eski metinlerde ilk anlamı düşünmek daha doğru sonuç verir.