Dil ve Tarih
Osmanlıca ne zaman ortaya çıktı ve hangi dönemlerden geçti?
· 11 dk okuma · Osmanlıca Öğren editörleri
Osmanlıca, 13. yüzyılda Anadolu'da Oğuz Türkçesinin Arap harfleriyle yazı dili olarak kullanılmaya başlanmasıyla ortaya çıktı ve 1928'deki Harf Kanunu'na kadar yaklaşık yedi yüz yıl kullanıldı. Bu uzun süre genellikle üç döneme ayrılır: Eski Anadolu Türkçesi (13.–15. yüzyıl), Klasik Osmanlı Türkçesi (16.–18. yüzyıl) ve Yeni Osmanlı Türkçesi (19. yüzyıl – 1928). Yani Osmanlıca ne zaman ortaya çıktı sorusunun cevabı tek bir tarih değil, Osmanlı Devleti'nin kuruluşundan önce başlayan bir süreçtir.
Aşağıda bu süreci baştan sona izliyoruz: Anadolu'da Türkçe yazının nasıl başladığını, her dönemin dil özelliklerini, öne çıkan eserlerini ve "Osmanlıca" adının nereden geldiğini. Osmanlıcanın genel tanımına ve yazı özelliklerine kısaca bakmak isterseniz Osmanlıca'ya giriş dersi bu yazıya iyi bir ön hazırlıktır.
Osmanlıca ne zaman ortaya çıktı: dönemler tablosu
Türk dili tarihçileri Türkiye Türkçesinin yazı dili geçmişini farklı biçimlerde bölümlere ayırır. En yaygın kullanılan sınıflandırma aşağıdaki gibidir. Dönem sınırları yaklaşıktır; bazı kaynaklar Klasik dönemi 15. yüzyılın ikinci yarısından başlatır, bazıları Yeni dönemi 1839 Tanzimat Fermanı ile açar.
| Dönem | Yaklaşık zaman | Siyasi çerçeve | Dilin genel görünümü |
|---|---|---|---|
| Eski Anadolu Türkçesi | 13.–15. yüzyıl | Anadolu Selçukluları, beylikler, erken Osmanlı | Türkçe kelimeler ağırlıkta, sade ve halka dönük |
| Klasik Osmanlı Türkçesi | 16.–18. yüzyıl | Osmanlı Devleti'nin klasik çağı | Arapça-Farsça kelime ve tamlamalar yoğun, süslü yazı üslubu |
| Yeni Osmanlı Türkçesi | 19. yüzyıl – 1928 | Tanzimat, Meşrutiyet, Cumhuriyet'in ilk yılları | Gazete, roman, tiyatro; sadeleşme tartışmaları |
Bu tabloda dikkat edilmesi gereken nokta şudur: "Osmanlıca" kelimesi geniş anlamda bu üç dönemin tamamını kapsar, çünkü hepsinde Türkçe Arap harfleriyle yazılmıştır. Dar anlamda ise Osmanlı Türkçesi, Eski Anadolu Türkçesinden sonraki iki dönemi ifade eder.
Osmanlıcadan önce: Türk yazı dillerinin kısa geçmişi
Osmanlıcanın nasıl ortaya çıktığını anlamak için biraz daha geriye gitmek gerekir. Türkçenin bilinen en eski uzun metinleri, 8. yüzyılda Moğolistan'daki Orhun Vadisi'ne dikilen Göktürk yazıtlarıdır. Bu yazıtlar Arap harfleriyle değil, Göktürk alfabesiyle yazılmıştır. Ardından Uygur alfabesiyle yazılmış metinler gelir.
Türklerin İslamiyet'i kabul etmesiyle Arap alfabesi Türkçenin yazımında yaygınlaştı. Karahanlılar döneminde yazılan iki eser bu açıdan dönüm noktasıdır: Yusuf Has Hâcib'in 1069–1070 yıllarında tamamladığı Kutadgu Bilig ve Kâşgarlı Mahmud'un 1072–1074 yıllarında yazdığı Dîvânu Lugâti't-Türk. Bu eserler Osmanlıca değildir; Doğu Türkçesinin farklı bir kolunu temsil eder. Ancak Türkçenin Arap harfleriyle yazılmasının köklü bir geleneğe dönüştüğünü gösterirler.
Anadolu'ya gelince belirleyici olay 1071'deki Malazgirt Savaşı'dır. Bu savaştan sonra Anadolu'ya yoğun biçimde yerleşen Türkler, büyük çoğunluğu Oğuz boylarından oluşuyordu. Osmanlıcanın temelini oluşturan dil işte bu Oğuz Türkçesidir. Bugün Türkiye Türkçesi, Azerbaycan Türkçesi ve Türkmen Türkçesi aynı Oğuz kolunun devamıdır.
Eski Anadolu Türkçesi: Osmanlıcanın ilk evresi (13.–15. yüzyıl)
Anadolu Selçuklu Devleti'nde resmî yazışma ve edebiyat dili ağırlıklı olarak Farsça, bilim dili ise Arapçaydı. Türkçe halkın konuşma diliydi ama yazıda henüz geri plandaydı. Bu durum 13. yüzyılın ikinci yarısından itibaren değişmeye başladı. Selçuklu otoritesinin zayıflamasıyla ortaya çıkan Anadolu beylikleri, Türkçe eserlerin yazılmasını ve tercüme edilmesini destekledi. Beylik çevrelerinde Farsça ve Arapça eserler Türkçeye çevrildi; halka dinî ve ahlaki bilgiler Türkçe olarak anlatıldı.
Bu dönemin öne çıkan isimleri ve eserleri
- Yunus Emre (ölümü 14. yüzyılın başları): Şiirleri sade Türkçesi ve samimi diliyle bugün bile kolayca anlaşılır. Risâletü'n-Nushiyye adlı mesnevisini 1307'de yazdığı kabul edilir.
- Âşık Paşa: 1330'da tamamladığı Garîbnâme adlı uzun mesnevisi, dönemin önemli Türkçe eserlerindendir.
- Gülşehrî: Ferîdüddîn Attâr'ın Mantıku't-Tayr'ını 1317'de Türkçeye uyarlamıştır.
- Kadı Burhaneddin: 14. yüzyılın sonunda Sivas merkezli bir devlet kurmuş, aynı zamanda Türkçe divan sahibi bir şairdir.
- Süleyman Çelebi: 1409'da yazdığı Vesîletü'n-Necât, halk arasında Mevlid adıyla bilinir ve bugün de okunmaktadır.
- Ahmedî: İskendernâme adlı eseriyle tanınır; eserin içinde Osmanlı tarihine ayrılmış bir bölüm vardır.
Eski Anadolu Türkçesinin dil özellikleri
Bu dönemin dili sonraki dönemlere göre daha sadedir. Türkçe kelimeler ağırlıktadır ve pek çok eski Türkçe kelime henüz yerini Arapça ya da Farsça karşılıklarına bırakmamıştır. Yunus Emre'nin şiirlerinde geçen gönül, key (çok), nesne (şey) ya da kanda (nerede) gibi kelimeler bu dönemin söz varlığını yansıtır.
İmla henüz tam oturmamıştır. Metinlerde ünlüler, sonraki dönemlere göre daha sık harflerle ya da harekelerle gösterilir; aynı kelimenin farklı yazımlarına rastlamak olağandır. Ekler ve fiil çekimleri de bugünkü Türkçeden bazı farklılıklar gösterir. Bu nedenle Eski Anadolu Türkçesi metinleri, Osmanlıca bilen biri için bile ayrı bir alıştırma gerektirir. Yunus Emre'den kısa parçaları Osmanlı harfleriyle okumak isterseniz okuma metinleri dersine göz atabilirsiniz.
Osmanlı beyliği ve Türkçenin yükselişi
Osmanlı Devleti'nin ilk yüzyılında Türkçe, beyliğin sınırları genişledikçe yazı dili olarak da güçlendi. Erken dönemde bazı resmî belgeler hâlâ Farsça ya da Arapça yazılıyordu; fakat 15. yüzyılda, özellikle II. Murad döneminde (1421–1451), Arapça ve Farsçadan Türkçeye çok sayıda tercüme yapıldı. Bu tercümeler tıp, ahlak, tarih ve din gibi farklı alanlarda Türkçenin bir bilgi dili olarak da kullanılabileceğini gösterdi.
Aynı yüzyılda Osmanlı tarih yazıcılığı da Türkçe olarak gelişti. Âşıkpaşazâde'nin Osmanlı tarihi gibi 15. yüzyıl kronikleri, sade ve akıcı bir Türkçeyle yazılmıştır ve devletin erken dönemine dair temel kaynaklar arasında sayılır. Bu eserlerin dili, Eski Anadolu Türkçesi ile klasik Osmanlı Türkçesi arasında bir köprü niteliği taşır. Dönem sınırlarının kaynaktan kaynağa farklı verilmesinin bir nedeni de bu geçişin yavaş ve kesintisiz olmasıdır.
Osmanlıca nasıl ortaya çıktı: Klasik Osmanlı Türkçesi (16.–18. yüzyıl)
Osmanlı Devleti 14. yüzyılın başlarında küçük bir beylik olarak doğdu ve iki yüzyıl içinde geniş bir imparatorluğa dönüştü. 1453'te İstanbul'un fethiyle birlikte devletin merkezi yerleşik bir saray ve bürokrasi kültürüne kavuştu. Bu kültürün yazı dili, Osmanlı Türkçesinin klasik biçimidir.
Bu dönemde Türkçenin yapısı korunurken Arapça ve Farsça unsurlar, özellikle edebî ve resmî dilde belirgin biçimde arttı. Bunun birkaç nedeni vardı:
- Medrese eğitimi Arapça üzerine kuruluydu; din, hukuk ve bilim terimleri büyük ölçüde Arapçadan geliyordu.
- Edebiyat geleneği Fars şiirini örnek alıyordu; divan şiirinin nazım şekilleri, aruz ölçüsü ve mazmunları bu gelenekten beslendi.
- Saray ve bürokrasi süslü, ağır ve sanatlı bir yazı üslubunu (inşâ) prestij göstergesi olarak benimsedi.
Bunun sonucu olarak Farsça tamlamalar (باب عالی Bâb-ı Âlî gibi) ve Arapça kalıplardan türeyen kelimeler yazı dilinde sıradan hâle geldi. Bu kelimeleri okumanın anahtarı olan kök-kalıp sistemini Arapça ve Farsça kelimeler dersinde, Farsça ve Arapça tamlamaları ise tamlamalar dersinde bulabilirsiniz.
Klasik dönemin büyük isimleri
Divan şiirinde Bâkî (1526–1600), Nef'î (ölümü 1635), Nâbî (ölümü 1712) ve Nedîm (ölümü 1730) bu dönemin en çok bilinen şairlerindendir. Bağdat'ta yaşayan Fuzûlî (ölümü 1556) de Türkçe şiirleriyle Osmanlı şiirini derinden etkilemiştir. Dönemin sonunda Şeyh Gâlib, 1783'te tamamladığı Hüsn ü Aşk mesnevisiyle klasik şiirin son büyük temsilcilerinden biri olarak anılır.
Nesirde ise Evliyâ Çelebi'nin on ciltlik Seyahatnâme'si ve Kâtib Çelebi'nin kaynakça niteliğindeki Keşfü'z-Zunûn'u (bu eser Arapça yazılmıştır) dönemin bilgi birikimini gösteren eserlerdir. Divan şiirinin gazel, kaside ve mesnevi gibi şekillerini divan edebiyatı nazım şekilleri yazısında ayrıca ele alıyoruz.
Konuşma dili ile yazı dili arasındaki mesafe
Klasik dönemi anlamak için önemli bir noktayı vurgulamak gerekir: Arapça ve Farsça unsurların yoğunluğu metnin türüne göre büyük farklılık gösterir. Saray yazışmaları ve kaside gibi sanatlı türler çok ağır bir dil kullanırken, halk şiiri, tekke şiiri ve gündelik kayıtlar çok daha sadedir. Bu dönemde yaşamış bir köylü ile bir divan kâtibinin konuştuğu dil aynı Türkçeydi; farklı olan, yazının üslubu ve kelime tercihleriydi. Bu yüzden "Osmanlılar Arapça-Farsça karışık bir dil konuşuyordu" demek doğru değildir.
Yeni Osmanlı Türkçesi: Tanzimat'tan Harf Kanunu'na (19. yüzyıl – 1928)
- yüzyıl Osmanlı Türkçesi için büyük bir dönüşüm çağıdır. Bu dönüşümün en önemli araçları matbaa ve gazete oldu. 1831'de ilk resmî Osmanlı gazetesi تقویم وقایع Takvîm-i Vekāyi yayımlanmaya başladı. 1839'da ilan edilen تنظیمات Tanzimat Fermanı ise devlet yapısında ve kültür hayatında köklü değişikliklerin başlangıcı oldu.
1860'ta Âgâh Efendi ile Şinasi'nin çıkardığı Tercümân-ı Ahvâl, Türkler tarafından çıkarılan ilk özel gazete olarak kabul edilir. Şinasi'nin aynı yıl yayımlanan Şair Evlenmesi adlı oyunu, Türk edebiyatında Batılı anlamda yazılmış ilk tiyatro eseri sayılır. Gazete, halka hitap etmek zorunda olduğu için yazı dilinin sadeleşmesi yönünde güçlü bir baskı yarattı. Namık Kemal, Ziya Paşa ve Ahmed Midhat Efendi gibi yazarlar bu dönemde dilin daha anlaşılır olması gerektiğini savundu, ama kendi metinleri de çoğu zaman ağır bir dille yazıldı. Bu dönemin süreli yayınlarını Osmanlıca gazeteler yazısında ayrıntılı ele alıyoruz.
Dil üzerine yeni bir bilinç
- yüzyılda Türkçe üzerine sözlük ve gramer çalışmaları da hız kazandı. Ahmed Vefik Paşa'nın Lehce-i Osmânî (1876) adlı sözlüğü ve Şemseddin Sâmî'nin 1899–1900 yıllarında yayımlanan Kāmûs-ı Türkî'si bu çalışmaların en bilinenlerindendir. Şemseddin Sâmî'nin sözlüğü, Osmanlı Türkçesinin son döneminin söz varlığını ve imlasını belgelemesi bakımından bugün de başvurulan bir kaynaktır.
1876'da ilan edilen قانون اساسی Kānûn-ı Esâsî, devletin resmî dilini Türkçe olarak tanımladı ve devlet memurluğu için Türkçe bilmeyi şart koştu. 1911'de Selanik'te çıkan Genç Kalemler dergisinde yayımlanan "Yeni Lisan" makalesiyle Ömer Seyfeddin ve arkadaşları, yazı dilinin İstanbul konuşma diline dayandırılmasını ve gereksiz Arapça-Farsça kurallardan arındırılmasını savundu. 20. yüzyıl başına ait matbu metinlerin günümüz okuruna görece kolay gelmesinin sebebi bu sadeleşme çabalarıdır.
Dönemin sonu
Osmanlı Türkçesinin bir yazı sistemi olarak sonu, 1 Kasım 1928'de kabul edilen Harf Kanunu'yla geldi. Bu tarihten sonra Türkçe Latin esaslı yeni Türk alfabesiyle yazılmaya başlandı. Harf değişikliğinin ayrıntılarını ve geçiş takvimini Osmanlıca ne zaman kaldırıldı yazısında bulabilirsiniz.
"Osmanlıca" adı nereden geliyor?
İlginç bir nokta şudur: Osmanlı döneminde yaşayan insanlar dillerine çoğunlukla "Osmanlıca" demiyordu. Kaynaklarda dil genellikle تركی Türkî, تركجه Türkçe ya da lisân-ı Türkî olarak anılır. Devletin ve hanedanın adından türeyen لسان عثمانی lisân-ı Osmânî ve Osmanlıca adları özellikle 19. yüzyılda yaygınlaştı. Bu adlar, Osmanlı ülkesinde kullanılan Türkçeyi diğer Türk lehçelerinden ayırmak için de kullanılıyordu.
Bugün bilim dünyasında "Osmanlı Türkçesi" terimi tercih edilir; çünkü bu terim, söz konusu dilin Türkçe olduğunu açıkça vurgular. Gündelik dilde ise "Osmanlıca" kelimesi hem dili hem de Arap harfli yazıyı anlatmak için kullanılır. Örneğin "Osmanlıca okuyabiliyorum" diyen biri genellikle Arap harfleriyle yazılmış Türkçe metinleri okuyabildiğini kasteder.
Dönemlere göre Osmanlıcanın değişimi: karşılaştırma
Üç dönemi yan yana koyduğumuzda değişimin hangi alanlarda yoğunlaştığı daha net görülür:
| Özellik | Eski Anadolu Türkçesi | Klasik Osmanlı Türkçesi | Yeni Osmanlı Türkçesi |
|---|---|---|---|
| Kelime hazinesi | Türkçe ağırlıklı | Arapça-Farsça yoğun (özellikle edebî ve resmî dilde) | Hâlâ yoğun, ama sadeleşme eğilimi |
| İmla | Değişken, ünlüler sıkça gösterilir | Yerleşmiş, harekesiz yazım yaygın | Matbaa ile standartlaşmış |
| Başlıca türler | Dinî-tasavvufi şiir, tercüme eserler | Divan şiiri, tarih, inşâ | Gazete, roman, tiyatro, makale |
| Okuyucu kitlesi | Halk ve beylik çevreleri | Saray, ilmiye ve kalemiye | Genişleyen okur kitlesi |
| Örnek isimler | Yunus Emre, Âşık Paşa, Süleyman Çelebi | Bâkî, Nef'î, Nedîm, Evliyâ Çelebi | Şinasi, Namık Kemal, Şemseddin Sâmî |
Bu tablo, Osmanlıca öğrenen biri için pratik bir ipucu da verir: Okumaya Yeni Osmanlı Türkçesi metinleriyle başlamak en kolay yoldur. Bu dönemin matbu metinleri hem imla bakımından düzenlidir hem de dil olarak bugünkü Türkçeye en yakın olanlardır. Klasik dönem metinlerine ve Eski Anadolu Türkçesine, temel okuma becerisi oturduktan sonra geçmek daha verimlidir.
Osmanlıca nerelerde ve hangi yazılarla kullanıldı?
Osmanlı Türkçesi yalnızca Anadolu'nun değil, imparatorluğun geniş bir coğrafyasının yönetim dili oldu. Balkanlardan Arap vilayetlerine kadar merkezle yapılan resmî yazışmalar, fermanlar, beratlar ve kayıtlar büyük ölçüde Osmanlı Türkçesiyle yazıldı. Bununla birlikte imparatorluğun her yerinde halkın konuştuğu dil Türkçe değildi; Arap vilayetlerinde Arapça, Balkanlarda çeşitli Balkan dilleri gündelik hayatın dili olmaya devam etti. Bazı bölgelerde mahkeme kayıtları Arapça tutuldu. Osmanlı Türkçesi, bu çok dilli yapının ortak yönetim ve kültür dili işlevini gördü.
Bu uzun süre boyunca Osmanlıca farklı yazı türleriyle (hat çeşitleriyle) yazıldı. Kitaplarda ve özellikle matbaa döneminde basılı metinlerde nesih, fermanlarda ve divan yazışmalarında divani, şiir mecmualarında ve kitabelerde talik, gündelik yazışmalarda ve son dönem resmî belgelerde ise rika öne çıkar. Bir metnin hangi yazıyla yazıldığı, çoğu zaman türü ve dönemi hakkında da ipucu verir. Bu yazı türlerini Osmanlıca hat çeşitleri yazısında tanıtıyoruz.
Alfabe ise bu yedi yüz yıl boyunca temelde aynı kaldı. Arap alfabesine Farsçadan gelen پ pe, چ çim, ژ je ve گ gef harfleri eklendi; Türkçenin genizden gelen n sesi için ڭ nef (sağır kef) kullanıldı. Değişen, harflerin kendisinden çok imla alışkanlıklarıydı: hangi ünlünün yazılacağı, hangi ekin nasıl gösterileceği gibi konularda yüzyıllar içinde belirli kurallar yerleşti. Harflerin tamamını Osmanlı alfabesi sayfasında görebilirsiniz.
Bir metnin hangi döneme ait olduğunu nasıl anlarsınız?
Elinize tarihi belli olmayan bir Osmanlıca metin geçtiğinde birkaç ipucu, dönemini kabaca tahmin etmenize yardım eder:
- Tarih kaydı: Pek çok metin sonunda ya da başında Hicrî veya Rumî bir tarih taşır. Bu tarihleri Miladi takvime çevirmeyi rakamlar ve tarih dersinde öğrenebilirsiniz.
- Basılı mı, el yazısı mı: Matbu bir kitap ya da gazete büyük olasılıkla 18. yüzyıldan, çoğunlukla da 19. yüzyıldan sonraya aittir.
- Kelime ve üslup: Uzun Farsça tamlama zincirleri ve ağır secili cümleler klasik dönemi; kısa cümleler ve gündelik kelimeler son dönemi düşündürür.
- İmla: Ünlülerin sıkça yazıldığı, aynı kelimenin farklı biçimlerde geçtiği metinler daha eski dönemlere işaret edebilir.
Bu ipuçları kesin sonuç vermez; ancak bir metne yaklaşırken neyle karşılaşacağınızı önceden kestirmenizi sağlar.
Osmanlıcanın kaynakları: Türkçe, Arapça, Farsça ve ötesi
Osmanlıca ne zaman ortaya çıktı sorusu kadar merak edilen bir başka soru da Osmanlıcanın neyden oluştuğudur. Osmanlı Türkçesinin iskeleti Türkçedir: ekler, fiil çekimleri, cümle dizilişi ve temel kelimeler Türkçedir. Bunun üzerine üç katman eklenmiştir:
- Arapça: Din, hukuk, bilim ve yönetim terimlerinin büyük kısmı. Arapça kelimeler kendi imlalarını korur; örneğin كتاب kitap ve علم ilim.
- Farsça: Edebiyat dili, duygu ve güzellik kelimeleri, ön ve son ekler, Farsça tamlama (izafet). Örneğin دل dil (gönül) ve گل gül.
- Diğer diller: Akdeniz ve Balkan coğrafyasıyla temasın sonucu olarak Rumca, İtalyanca ve sonradan Fransızcadan gelen kelimeler. Denizcilik ve ticaret terimleri bu katmanın tipik örnekleridir.
Arapça ve Farsça kelimeler çok sayıda olsa da Osmanlıca hiçbir zaman Arapça ya da Farsça olmadı. Arapça kelimeler Türkçe cümlelerde Türkçe eklerle kullanıldı. Osmanlıca ile Arapça arasındaki ilişkiyi ve farkları Osmanlıca ile Arapça arasındaki fark yazısında ayrıntılı olarak açıklıyoruz.
Özetle: Osmanlıca 13. yüzyılda Anadolu'da Oğuz Türkçesinin yazı dili olarak doğdu, 16.–18. yüzyıllarda klasik biçimine ulaştı, 19. yüzyılda sadeleşme sürecine girdi ve 1928'de yerini yeni harflerle yazılan Türkçeye bıraktı.
Osmanlıcanın tarihini bilmek, okuduğunuz bir metnin hangi döneme ait olduğunu ve neden o dille yazıldığını anlamanızı kolaylaştırır. Metinleri kendiniz okumaya başlamak isterseniz önce harflerin yazılışı dersiyle harflerle tanışın, ardından Osmanlıca nasıl öğrenilir yazısındaki adım adım yol haritasını izleyin.
Sık sorulan sorular
Osmanlı Türkçesi ne zaman kullanılmaya başlandı?
Osmanlı Türkçesinin temeli, 13. yüzyılda Anadolu'da Oğuz Türkçesinin Arap harfleriyle yazı dili olarak kullanılmaya başlanmasıdır. Bu ilk evreye Eski Anadolu Türkçesi denir. Dar anlamda Osmanlı Türkçesi ise genellikle 15. yüzyılın sonları ile 16. yüzyıldan itibaren başlatılır ve 1928'e kadar sürer.
Osmanlıca nasıl ortaya çıktı?
Malazgirt Savaşı'ndan (1071) sonra Anadolu'ya yerleşen Oğuz Türkleri, önce Selçuklu ve beylikler döneminde, ardından Osmanlı Devleti'nde Türkçeyi yazı dili olarak geliştirdi. Türkçenin yapısı korunurken İslam kültürünün dilleri olan Arapça ve Farsçadan çok sayıda kelime, tamlama ve kural alındı. Bu birikim zamanla Osmanlı Türkçesi denen yazı dilini oluşturdu.
Osmanlıcanın dönemleri nelerdir?
Yaygın sınıflandırmaya göre üç dönem vardır: Eski Anadolu Türkçesi (13.–15. yüzyıl), Klasik Osmanlı Türkçesi (16.–18. yüzyıl) ve Yeni Osmanlı Türkçesi (19. yüzyıl – 1928). Dönem sınırları kaynaktan kaynağa birkaç on yıl farklı verilebilir.
Osmanlılar kendi dillerine ne ad veriyordu?
Osmanlı döneminde dil çoğunlukla Türkî, Türkçe ya da lisân-ı Türkî olarak anıldı; 19. yüzyılda lisân-ı Osmânî ve Osmanlıca adları da yaygınlaştı. 1876 Kānûn-ı Esâsî'si devletin resmî dilini Türkçe olarak tanımlar.
Osmanlıca ne kadar süre kullanıldı?
Anadolu'da Türkçenin Arap harfleriyle yazılması 13. yüzyıldan 1928'deki Harf Kanunu'na kadar, yani yaklaşık yedi yüz yıl sürdü. Bu sürenin tamamı geniş anlamda Osmanlıca olarak adlandırılır.