Osmanlıca Öğrenعثمانلیجه

Kelimeler

Osmanlıca yön isimleri ve mevsimler: yazılışları ve anlamları

· 11 dk okuma · Osmanlıca Öğren editörleri

Osmanlıca yön isimleri dört temel kelimeye dayanır: kuzey için şimal شمال, güney için cenub جنوب, doğu için şark شرق ve batı için garb غرب. Bu dört kelime Arapçadır; Osmanlı Türkçesinde coğrafya kitaplarından resmî yazışmalara kadar hemen her yerde bunlar kullanılırdı. Bugünkü kuzey, güney, doğu ve batı kelimeleri ise Türkçe olup yaygınlıkları büyük ölçüde Cumhuriyet dönemine aittir.

Mevsimlerde durum biraz farklıdır: ilkbahar, yaz, sonbahar ve kış gibi Türkçe isimler Osmanlıcada da canlıydı, fakat edebiyatta Farsça bahar ve hazan, ilmî metinlerde de Arapça rebî, sayf, harîf ve şitâ sıkça karşınıza çıkar. Aşağıda önce dört ana yönü ve ara yönleri, sonra rüzgâr adlarını, ardından mevsimleri ve halk takvimindeki mevsim dönümlerini yazılışları ve okunuşlarıyla bulacaksınız. Harfleri henüz tanımıyorsanız önce Osmanlıca alfabe sayfasına göz atmanız işinizi kolaylaştırır.

Osmanlıca yön isimleri: dört ana yön

Osmanlı Türkçesinde dört ana yön için kullanılan kelimelerin hepsi Arapçadan gelir ve her biri aynı zamanda Arapçada bir fiil kökünü taşır. Bu kökleri bilmek, aynı aileden türemiş başka kelimeleri tanımanızı da sağlar.

Bugünkü Türkçe Osmanlıca Okunuş Kökün anlamı
Kuzey شمال şimâl sol taraf; ayrıca kuzey rüzgârı
Güney جنوب cenûb yan taraf; güney
Doğu شرق şark güneşin doğması
Batı غرب garb güneşin batması, uzaklaşmak

Bu tabloda dikkat edilecek birkaç yazım ayrıntısı var:

  • Şark kelimesi şın, re ve kaf ile yazılır. Son harf kalın k sesini veren kaf'tır (ق); ince k'yi gösteren kef (ك) değil. Harfin ayrıntısı için kaf harfi sayfasına bakabilirsiniz.
  • Garb kelimesinin ilk harfi gayın'dır (غ). Türkçede kelime sonundaki b çoğunlukla p okunduğu için "garp" söylenişi de yaygındır; "Garp Cephesi" ifadesinde olduğu gibi.
  • Cenub kelimesinde uzun û sesi vav ile gösterilir: جنوب. Aynı şekilde şimal kelimesindeki uzun â, elif ile yazılır: شمال.

Bu kelimelerin aynı kökten gelen akrabaları da Osmanlıcada yaygındır. Güneşin doğduğu yer anlamında maşrık مشرق, battığı yer anlamında mağrib مغرب kullanılırdı. Mağrib kelimesi ayrıca akşam vaktini ve Kuzey Afrika'nın batısını (bugünkü Fas ve çevresini) da ifade eder. Hangi anlamın kastedildiğini yine bağlam belirler.

Özetle: Osmanlıca bir metinde شمال görürseniz kuzey, جنوب görürseniz güney, شرق görürseniz doğu, غرب görürseniz batı anlamını düşünün.

Yön sıfatları: şimalî, cenubî, şarkî, garbî

Arapça kelimelere eklenen nispet ye'si (-î) "-e ait, -le ilgili" anlamı katar. Yön isimlerine bu ek gelince bugünkü "kuzeydeki, kuzeye ait" gibi sıfatlar ortaya çıkar. Osmanlıcada ek, kelimenin sonuna bir ye (ی) eklenerek yazılır.

Sıfat Osmanlıca Bugünkü karşılığı Örnek kullanım
şimalî شمالی kuzeydeki, kuzeye ait kutb-ı şimalî (Kuzey Kutbu)
cenubî جنوبی güneydeki, güneye ait kutb-ı cenubî (Güney Kutbu)
şarkî شرقی doğudaki, doğuya ait Şarkî Rumeli
garbî غربی batıdaki, batıya ait Garbî Trakya

Bu sıfatlar tarih kitaplarından tanıdık gelebilir. 1878'deki Berlin Antlaşması ile kurulan özerk vilayet "Şarkî Rumeli" adını taşır. Balkan Savaşları sırasında, 1913'te Batı Trakya'da kısa ömürlü bir yönetim kurulmuş ve "Garbî Trakya Hükûmeti" diye anılmıştır. Dünya coğrafyasında Kuzey Kutbu için kutb-ı şimalî قطب شمالی, Güney Kutbu için kutb-ı cenubî قطب جنوبی denirdi.

Burada sık rastlanan bir karışıklığa da dikkat çekelim. Bugünkü şarkı kelimesi, aslında "doğuya ait" anlamındaki şarkî sıfatından türemiştir. Osmanlıca metinde شرقی yazısını gördüğünüzde bunun bir müzik formu mu, yoksa "doğudaki" anlamında bir sıfat mı olduğunu cümle size söyler. "Şarkî Rumeli" ifadesinde sıfattır; bir güftenin başlığında ise büyük ihtimalle şarkıdır.

Tarih metinlerinde şark ve garb

Şark ve garb kelimeleri yalnızca yön bildirmez; Osmanlı'nın son döneminde siyasi ve kültürel kavramlara da dönüşmüştür. Bir metin okurken şu ifadelerle sık karşılaşırsınız:

  • Şark Meselesi: Avrupa devletlerinin Osmanlı topraklarının geleceğine dair politikalarını anlatan ve Avrupa'da "Doğu Sorunu" diye bilinen kavram.
  • Şark Cephesi ve Garp Cephesi: Millî Mücadele yıllarında doğudaki ve batıdaki cepheler. Bu adlar bugün de tarih kitaplarında aynen kullanılır.
  • Şark-ı Karîb شرق قریب ve Şark-ı Aksâ شرق اقصی: sırasıyla Yakın Doğu ve Uzak Doğu. Karîb yakın, aksâ en uzak demektir.
  • Garpçılık: II. Meşrutiyet döneminde Batı'yı örnek almayı savunan fikir akımı. Bu dönemin tartışmalarında "garb medeniyeti" ifadesi Batı uygarlığı anlamında çok geçer.

Bu ifadelerde yön kelimesi bir coğrafi noktayı değil, bir dünyayı ya da kültür alanını anlatır. Dolayısıyla bir gazete makalesinde غرب gördüğünüzde bunu çoğu zaman "Batı dünyası" diye anlamak daha doğru olur.

Tamlamaların nasıl kurulduğunu merak ediyorsanız (kutb-ı şimalî gibi), Osmanlıcada tamlamalar ve izafet dersi bu yapıyı adım adım anlatıyor.

Osmanlıcada kuzey, güney, doğu, batı ve ara yönler

Bugün "kuzeydoğu" dediğimiz ara yönler Osmanlıcada iki ana yönün Farsça tamlama ile birleştirilmesiyle söylenirdi. Kuruluş mantığı çok basittir: önce şimal ya da cenub gelir, ardından şarkî ya da garbî sıfatı eklenir.

Bugünkü Türkçe Osmanlıca ifade Yazılışı
Kuzeydoğu şimal-i şarkî شمال شرقی
Kuzeybatı şimal-i garbî شمال غربی
Güneydoğu cenub-i şarkî جنوب شرقی
Güneybatı cenub-i garbî جنوب غربی

Matbu metinlerde izafet kesresi (okunuştaki -i) çoğunlukla yazılmaz; okuyucu onu kendisi ekler. Bu yüzden شمال شرقی yazısını "şimal şarkî" değil, "şimal-i şarkî" diye okumak gerekir.

Türkçe yön kelimeleri Osmanlıcada var mıydı?

Kuzey, güney, doğu ve batı kelimeleri tamamen yeni değildir. Anadolu ağızlarında kuzey, dağın güneş görmeyen gölgeli yüzü; güney ise güneş alan yüzü anlamında kullanılıyordu. Doğu ve batı da "gün doğusu" ve "gün batısı" gibi söyleyişlerden tanıdıktı. Ancak bu kelimelerin coğrafi yön terimi olarak standartlaşması, 1930'lardan itibaren yürütülen dil çalışmalarıyla gerçekleşti. Bu nedenle 19. yüzyıl sonu bir coğrafya kitabında "kuzey" yerine neredeyse her zaman شمال görürsünüz.

Bu Türkçe kelimeleri Arap harfleriyle yazmak isterseniz, Türkçe kelimelerin imla kuralları uygulanır: kalın ünlülü kelimede kalın ünsüz harfleri (kaf, tı), ince ünlülü kelimede ince ünsüz harfleri (kef, gef, te) seçersiniz. Bu mantıkla:

  • doğu طوغو şeklinde yazılabilir; "doğmak" fiili de Osmanlıcada طوغمق şeklindedir.
  • batı باتی şeklinde yazılabilir; "batmak" fiili باتمق şeklindedir.
  • kuzey kelimesinin ilk hecesi kalın ünlülü olduğu için kaf ile, قوزی olarak yazılabilir.
  • güney ince ünlülü olduğu için gef ile, گونی olarak yazılabilir.

Bu kelimeler yön terimi olarak eski metinlerde nadir geçtiği için yazımları kaynaktan kaynağa değişebilir; bunları kesin bir standart değil, imla kurallarına uygun bir yazım olarak düşünün. Kalın ve ince harf seçiminin ayrıntıları için Türkçe kelimelerin imlası dersine ve Osmanlıcada ince ve kalın harfler yazısına bakabilirsiniz.

Yön bildiren diğer Osmanlıca kelimeler

Yön isimlerinin yanında, "yön" kavramının kendisini ve yön bildiren genel durumları anlatan kelimeleri de bilmek metin okurken çok işe yarar.

Kelime Osmanlıca Anlamı
cihet جهت yön, taraf
taraf طرف yan, taraf
semt سمت yön, taraf; sonradan şehir içindeki bölge
istikamet استقامت doğrultu, gidilen yön
kıble قبله namazda dönülen yön; halk dilinde güney

Cihet kelimesinin çoğulu cihât جهات olur; "her cihetten" ifadesi "her yönden, her bakımdan" anlamına gelir. Semt kelimesinin bugün mahalle ya da bölge anlamında kullanılması, "bir yönde bulunan yer" anlamından gelişmiştir. İstikamet ise hem fiziksel doğrultu hem de "doğruluk, dürüstlük" anlamında kullanılırdı.

Kıble, namazda yönelinen Kâbe yönüdür. Anadolu'da Kâbe güneyde kaldığı için halk ağzında "kıble" kelimesi zamanla güney yönü için de kullanılmış, güneyden esen rüzgâra da "kıble rüzgârı" denmiştir. Bu bilgi, eski bir tapu ya da vakıf kaydında sınırları tarif eden ifadeleri anlamanızda yardımcı olabilir; ancak her kayıtta aynı kullanım olmayabileceğini unutmayın.

Rüzgâr adları ve yönler

Denizcilik ve halk dilinde yönler çoğu zaman rüzgârların adlarıyla söylenirdi. Bugün de hava durumunda duyduğumuz poyraz ve lodos bu geleneğin parçasıdır.

  • Poyraz پویراز: kuzeydoğudan esen soğuk rüzgâr.
  • Lodos لودوس: güneybatıdan esen ılık rüzgâr.
  • Yıldız: kuzeyden esen rüzgâr; adını Kutup Yıldızı'nın bulunduğu yönden alır.
  • Karayel: kuzeybatıdan esen rüzgâr.
  • Keşişleme: güneydoğudan esen rüzgâr.

Rüzgâr adlarının çoğu Türkçe, İtalyanca ya da Rumca kökenlidir ve yazımları dönemden döneme farklılık gösterebilir. Bu yüzden yalnızca yazımından emin olduğumuz ikisinin Osmanlıca karşılığını verdik.

Osmanlıca mevsimler: Türkçe, Arapça ve Farsça isimler

Osmanlı Türkçesinin üç kaynaklı yapısı en güzel mevsim isimlerinde görülür. Günlük dilde Türkçe isimler kullanılırken, şiirde Farsça, ilim ve takvim metinlerinde Arapça kelimeler öne çıkar. "Mevsim" kelimesinin kendisi de Arapçadır: موسم mevsim; çoğulu مواسم mevâsim olur. Aynı anlamda fasıl فصل kelimesi de kullanılırdı.

Mevsim Türkçe yazılışı Farsça Arapça
İlkbahar ایلكبهار ilkbahar بهار bahâr ربیع rebî
Yaz یاز yaz — صیف sayf
Sonbahar صوڭبهار sonbahar خزان hazân خریف harîf
Kış قیش kış — شتا şitâ

Tablodaki yazımlarla ilgili birkaç not:

  • Sonbahar kelimesindeki "son", Osmanlıcada sağır kef ile صوڭ yazılır. Bu harf eski Türkçedeki genizden gelen n sesini gösterir; ayrıntısı için nef harfi sayfasına bakabilirsiniz.
  • Kış kalın ünlülü bir Türkçe kelime olduğu için kaf ile başlar: قیش. Yaz ise یاز şeklinde, uzun ünlüyü gösteren elif ile yazılır.
  • İlkbahar kelimesindeki "ilk" ince ünlülü olduğu için kef ile yazılır. Bazı metinlerde iki kelime ayrı (ایلك بهار) da yazılabilir.
  • Türkçede sonbahar için güz kelimesi de kullanılırdı; Osmanlıcada گوز şeklinde yazılır. Aynı harflerle yazılan "göz" kelimesiyle karışmaması için yine bağlama bakılır.

Bahar kelimesi Osmanlıcada hem ilkbahar hem de genel olarak "çiçek açma mevsimi" anlamında kullanılırdı. Bugünkü "ilkbahar" ve "sonbahar" ayrımı da aslında bu kelimeden türemiştir: ilk bahar ve son bahar. Farsça hazan ise yaprak dökümünü, solgunluğu çağrıştırdığı için divan şiirinde hüzün ve yaşlılık mecazı olarak sık kullanılmıştır.

Mevsimlerle ilgili türemiş kelimeler

Arapça mevsim isimlerinden türeyen bazı kelimeler bugün de kullanımdadır:

  • Sayfiye صیفیه: yazlık, yazın gidilen yer. Arapça sayf (yaz) kelimesinden gelir.
  • Rebîülevvel ve rebîülâhir: hicrî takvimin üçüncü ve dördüncü aylarıdır, adlarında rebî kelimesi geçer. Hicrî ay isimleri hakkında daha fazlası için Osmanlıca aylar yazısına bakabilirsiniz.
  • Zemherir زمهریر: Arapça kökenli, "şiddetli soğuk" anlamında. Halk dilindeki "zemheri" buradan gelir.

Divan şiirinde mevsimler: bahariye, hazaniye, şitaiye

Mevsimler divan edebiyatında yalnızca bir arka plan değil, kasidelere ad veren konular olmuştur. Kasidenin giriş bölümüne nesib ya da teşbib denir ve bu bölümde işlenen konuya göre kaside adlandırılır:

Kaside türü Osmanlıca Girişte işlenen konu
Bahariye بهاریه ilkbahar, çiçekler, tabiatın uyanışı
Hazaniye خزانیه sonbahar, yaprak dökümü
Şitaiye شتائیه kış, kar ve soğuk
Temmuziye — yazın sıcağı

Bu adlandırma size bir Osmanlıca metin okurken önemli bir ipucu verir: başlığında بهاریه gördüğünüz bir kasidede ilkbahar tasvirleriyle, gül, bülbül ve sabah rüzgârı gibi imgelerle karşılaşmayı bekleyebilirsiniz. Divan edebiyatının nazım şekilleri hakkında genel bir çerçeve için divan edebiyatı nazım şekilleri yazısına göz atabilirsiniz.

Şiirde mevsim kelimeleri çoğunlukla mecaz olarak kullanılır. "Bahar" gençlik ve sevinci, "hazan" yaşlılık, ayrılık ya da kederi anlatır. "Hazan mevsimi" ifadesi bugün bile hüzünlü bir dönemi anlatmak için kullanılır.

Halk takviminde mevsim dönümleri

Osmanlı toplumunda resmî takvimlerin yanında, tarım ve denizcilikte işe yarayan bir halk takvimi de yaşıyordu. Bu takvimde yıl, iki büyük mevsime ayrılırdı:

  • Rûz-ı Hızır روز خضر: Hıdrellez günü, bugünkü takvimle 6 Mayıs. Yaz yarısının başlangıcı sayılırdı.
  • Rûz-ı Kasım روز قاسم: Kasım günü, bugünkü takvimle 8 Kasım. Kış yarısının başlangıcı sayılırdı.

Farsça "rûz" gün demektir. Bugün kullandığımız kasım ay adı da bu günden gelir; Cumhuriyet döneminde Rumi takvimdeki ay isimleri değiştirilirken teşrinisani ayına Kasım adı verilmiştir.

Bu takvimde bazı dönemlerin kendine özgü adları vardı. Kışın en soğuk kırk gününe erbain اربعین (Arapça "kırk"), ardından gelen elli güne hamsin خمسین (Arapça "elli") denirdi. Erbain genellikle aralık sonundan ocak sonuna, hamsin de şubat başından mart ortalarına uzanan dönem olarak anlatılır. Kışın sonuna doğru havaya, suya ve toprağa sırayla düştüğüne inanılan cemre جمره ise şubat ve mart aylarına denk gelir. Kesin günler kaynaktan kaynağa birkaç gün oynayabilir; bu yüzden tarihleri yaklaşık olarak düşünmek gerekir.

İlkbaharın başlangıcı olarak kutlanan nevruz نوروز da mevsim dönümleri arasındadır. Farsça "yeni gün" anlamına gelir ve bugünkü takvimle 21 Mart civarına denk gelir.

Örnek cümlelerle yön ve mevsim kelimeleri

Kelimeleri tek başına ezberlemek yerine kısa cümleler içinde görmek, hem yazılışı hem de eklerin nasıl bağlandığını öğrenmenin en etkili yoludur. Aşağıdaki cümleler basit tutuldu; her birinde Türkçe eklerin Osmanlıca imlasını da görebilirsiniz.

Osmanlıca Okunuş Anlamı
گونش شرقدن طوغار Güneş şarktan doğar. Güneş doğudan doğar.
گونش غربدن باتار Güneş garbdan batar. Güneş batıdan batar.
آناطولینڭ شمالنده قره دڭیز واردر Anadolu'nun şimalinde Karadeniz vardır. Anadolu'nun kuzeyinde Karadeniz vardır.
قیش گلدی Kış geldi. Kış geldi.
بهار گلدی Bahar geldi. İlkbahar geldi.

Bu cümlelerde dikkat etmeniz gereken birkaç nokta var. Birincisi, ayrılma eki -dan/-den Osmanlıcada kalın ya da ince olmasına bakılmaksızın دن şeklinde yazılır; شرقدن "şarktan", غربدن "garbdan" okunur. İkincisi, ilgi eki -ın/-in sağır kef ile yazılır: آناطولینڭ "Anadolu'nun". Üçüncüsü, bulunma eki -da/-de kelimeye bitişik olarak ده şeklinde yazılır: شمالنده "şimalinde". Bu eklerin tamamı Türkçe kelimelerin imlası dersinde örneklerle anlatılıyor.

Deniz adlarında yön ve renk

Osmanlıcada denizlerin adları da yön konusuyla ilişkili ilginç bir örnek sunar. Karadeniz için Türkçe قره دڭیز Karadeniz adının yanında Farsça tamlama olan Bahr-i Siyah بحر سیاه, Akdeniz için Bahr-i Sefid بحر سفید, Kızıldeniz için de Bahr-i Ahmer بحر احمر kullanılırdı. Arapça bahr deniz, Farsça siyah kara, sefid beyaz, Arapça ahmer kırmızı demektir.

Eski Türklerde renklerin yönleri simgelediği, buna göre karanın kuzeyi, akın batıyı, kızılın güneyi ve göğün doğuyu gösterdiği yaygın bir açıklamadır. Deniz adlarının bu renk-yön sisteminden geldiği de sık söylenir. Ancak bu açıklama tarihçiler arasında tartışmalıdır ve deniz adlarının kökeni için başka görüşler de vardır; bu yüzden bunu kesin bir bilgi olarak değil, yaygın bir yorum olarak aklınızda tutun. Renklerin Osmanlıca karşılıkları için Osmanlıca renkler yazısına bakabilirsiniz.

Mevsim kelimeleriyle kalıplaşmış ifadeler

Mevsim isimleri pek çok kalıplaşmış ifadede de geçer. "Bahar-ı ömür" ifadesi ömrün baharı, yani gençlik anlamına gelir. "Fasl-ı bahar" baharın gelişi, bahar mevsimi demektir. "Hazan-dîde" ise "hazan görmüş, solmuş" anlamında, çoğunlukla yaşlanmış ya da kederli bir kişiyi anlatmak için şiirde kullanılır. Bu tür tamlamaları okurken, kelimelerin gerçek anlamından çok mecazi anlamlarını düşünmeniz gerekir.

Yön ve mevsim kelimelerini metinde tanımak için ipuçları

Bu kelimeleri ezberlemek kadar, bir metinde ilk bakışta tanımak da önemlidir. Aşağıdaki küçük ipuçları okuma hızınızı artırır:

  1. Kelime başındaki harfe bakın. Dört ana yönün ilk harfleri birbirinden çok farklıdır: şın (ش), cim (ج), şın ve gayın (غ). Şimal ile şark aynı harfle başladığı için ikinci harfe dikkat edin: şimal'de mim, şark'ta re gelir.
  2. Sonda ye var mı? Kelimenin sonunda ye (ی) varsa büyük ihtimalle sıfattır: شرقی şarkî, غربی garbî.
  3. İki kelime yan yana mı? جنوب غربی gibi bir dizi görürseniz araya izafet -i'sini ekleyip ara yön olarak okuyun.
  4. Bağlamı unutmayın. مغرب bir coğrafya metninde batı, bir vakit cetvelinde akşam, bir siyasi haberde Kuzey Afrika olabilir.

Okuduğunuz kelimeleri pekiştirmek için alıştırma bölümünde harf tanıma çalışmaları yapabilir, takvimle ilgili kelimeleri Osmanlıca günler yazısıyla birlikte tekrar edebilirsiniz. Yön ve mevsim kelimeleri, harita başlıklarından gazete haberlerine ve şiirlere kadar çok farklı metinlerde karşınıza çıkacağı için kısa bir kelime listesi hâlinde not almanızı öneririz.

Sık sorulan sorular

Osmanlıcada kuzey, güney, doğu ve batı ne demek?

Osmanlı Türkçesinde dört ana yön çoğunlukla Arapça kelimelerle söylenirdi: kuzey için şimal, güney için cenub, doğu için şark, batı için garb. Bugün kullandığımız kuzey, güney, doğu ve batı kelimeleri Türkçedir ve özellikle Cumhuriyet döneminde yaygınlaşmıştır.

Şimal, cenub, şark ve garb Osmanlıca nasıl yazılır?

Şimal شمال, cenub جنوب, şark شرق, garb غرب şeklinde yazılır. Bunlara nispet ye'si eklenerek şimalî شمالی, cenubî جنوبی, şarkî شرقی ve garbî غربی sıfatları elde edilir.

Osmanlıcada kuzeydoğu nasıl söylenir?

Ara yönler Farsça tamlama ile kurulurdu: kuzeydoğu şimal-i şarkî, kuzeybatı şimal-i garbî, güneydoğu cenub-i şarkî, güneybatı cenub-i garbî denirdi. Bu ifadeler coğrafya kitaplarında ve haritalarda sık görülür.

Osmanlıcada mevsimlerin isimleri nelerdir?

Türkçe isimler olan ilkbahar, yaz, sonbahar ve kış kullanılmaya devam etti. Yanlarında Farsça bahar ve hazan, Arapça rebî, sayf, harîf ve şitâ kelimeleri de özellikle edebî ve ilmî metinlerde yer alır.

Şarkı kelimesi neden şark kelimesine benziyor?

Şarkı, Arapça şark kelimesinden türeyen şarkî, yani doğuya ait sıfatından gelir. Osmanlıca metinlerde ikisi de aynı harflerle شرقی yazılabildiği için hangisinin kastedildiğini cümlenin bağlamı belirler.

Hıdrellez ve Kasım günü mevsimlerle nasıl ilişkilidir?

Halk takviminde yıl iki mevsime ayrılırdı: 6 Mayıs'taki Hıdrellez (Rûz-ı Hızır) yaz yarısını, 8 Kasım'daki Kasım günü (Rûz-ı Kasım) kış yarısını başlatırdı. Bugünkü kasım ayının adı da bu günden gelir.