Edebiyat
Aruz ölçüsü nedir? Divan şiirinin ritmini okumayı öğrenin
· 10 dk okuma · Osmanlıca Öğren editörleri
Aruz ölçüsü, şiirde hecelerin sayısına değil, uzunluk ve kısalığına dayanan bir ölçü sistemidir. Kısa (açık) ve uzun (kapalı) heceler, Fâilâtün Fâilâtün Fâilâtün Fâilün gibi önceden belirlenmiş kalıplara göre dizilir ve şiirin ritmi bu düzenden doğar. Arap edebiyatında sistemleştirilen aruz, Fars edebiyatı yoluyla Türk edebiyatına geçmiş ve yüzyıllar boyunca divan şiirinin temel ölçüsü olmuştur.
Bu rehberde aruzun nasıl çalıştığını adım adım göreceksiniz: hecelerin nasıl ayrıldığını, med, imale, zihaf ve vasl gibi temel kavramları, bir mısraın kalıba göre nasıl parçalandığını (takti) ve divan edebiyatında en çok kullanılan kalıpları. Divan şiirinin nazım biçimlerini tanımak isterseniz divan edebiyatı nazım şekilleri yazımız bu yazının tamamlayıcısıdır.
Aruz ölçüsü nedir ve nereden gelir?
عروض Arûz, Arapça bir kelimedir ve klasik kaynaklarda şiirin ölçüsünü inceleyen bilim için kullanılır. Bu bilimi 8. yüzyılda Basra'da yaşamış dilci Halîl b. Ahmed sistemli hâle getirmiştir. Halîl, Arap şiirindeki ritimleri inceleyerek on beş bahir (ölçü ailesi) tespit etmiş; kendisinden sonra eklenen bir bahirle bu sayı on altıya çıkmıştır. Fars şairleri aruzu kendi dillerine uyarlarken bazı yeni bahirler de eklemiş ve kullanılan kalıpları çeşitlendirmiştir.
Türk edebiyatında aruzla yazılmış bilinen en eski büyük eser, Yusuf Has Hâcib'in 1069–1070 yıllarında tamamladığı Kutadgu Bilig'dir. Bu eser Feûlün Feûlün Feûlün Feûl kalıbıyla yazılmıştır. Anadolu'da aruz, divan şiirinin kurulmasıyla birlikte yaygınlaşmış ve 20. yüzyılın başına kadar yazılı şiirin başlıca ölçüsü olarak kalmıştır.
Aruzun Türkçeye uygulanması kolay olmamıştır. Arapça ve Farsçada uzun ve kısa ünlüler arasındaki fark dilin doğal bir parçasıdır; Türkçede ise ünlüler arasında böyle bir uzunluk farkı yoktur. Bu yüzden Türk şairler aruzu kullanırken bazı serbestliklere başvurmuş, Türkçe kelimelerle aruz arasındaki uyumsuzluk da yüzyıllar boyunca tartışılmıştır. Aşağıda göreceğiniz imale ve zihaf kavramları tam da bu uyumsuzluğun ürünüdür.
Aruz ile hece ölçüsü arasındaki fark
| Özellik | Hece ölçüsü | Aruz ölçüsü |
|---|---|---|
| Neye dayanır? | Hece sayısına | Hecelerin uzunluk ve kısalığına |
| Dize uzunluğu | Her dizede eşit hece sayısı | Her dizede aynı kalıp |
| Duraklar | Belirli hecelerden sonra durak (ör. 4+4+3) | Kalıbın tef'ilelerine göre ritim |
| Kaynak | Türklerin millî ölçüsü | Arap edebiyatından Fars yoluyla geçmiş |
| Kullanıldığı gelenek | Halk şiiri | Divan şiiri |
Hece türleri: açık, kapalı ve medli heceler
Aruzun temeli, her hecenin "kısa" mı "uzun" mu olduğunu belirlemektir. Türk edebiyatı öğretiminde kısa hece nokta (.), uzun hece çizgi (–) ile gösterilir. Bu yazıda da aynı işaretleri kullanacağız.
Açık (kısa) hece: (.)
Kısa bir ünlüyle biten hece açıktır. Türkçe kelimelerde uzun ünlü bulunmadığı için ünlüyle biten her Türkçe hece açık sayılır.
- ba, ne, ki, su, de (tek başına ya da kelimenin içinde)
- ka-lem kelimesinin ilk hecesi ka
Kapalı (uzun) hece: (–)
Ünsüzle biten heceler ve uzun ünlü taşıyan heceler kapalıdır.
- Ünsüzle biten: bir, göz, gön- (gönül), -lem (kalem)
- Uzun ünlülü: bâ, dî, rû; Arapça ve Farsça kelimelerdeki â, î, û sesleri uzundur. Osmanlıca yazıda bu uzun ünlüler genellikle elif, ye ve vav harfleriyle gösterilir; bu, Osmanlıca okuyan biri için aruzu çok kolaylaştırır. Ünlülerin yazıda nasıl gösterildiğini ünlülerin yazılışı dersinde görebilirsiniz.
Medli hece: (– .)
Bazı heceler bir buçuk hece değerindedir. Uzun ünlüden sonra ünsüzle biten heceler (yâr, cân, dîn) ile iki ünsüzle biten heceler (dost, derd, aşk) mısraın içinde bir uzun ve bir kısa hece, yani (– .) olarak sayılır. Bu uzatmaya med denir. Örneğin yâr kelimesi mısra içinde yâ-r(ı) gibi okunur ve kalıpta iki yer kaplar.
Mısraın son hecesi ise her zaman uzun kabul edilir; son hecede med aranmaz. Bu yüzden mısra sonundaki yâr tek bir kapalı hece (–) olarak sayılır.
Özetle: Kısa ünlüyle biten hece açık (.), ünsüzle biten ya da uzun ünlülü hece kapalı (–), uzun ünlü + ünsüz ya da iki ünsüzle biten hece mısra içinde (– .) sayılır.
Aruzda kullanılan temel kavramlar: med, imale, zihaf, vasl
Şairler, kelimeleri kalıba uydururken dilin doğal hece yapısıyla kalıbın istediği yapı arasında zaman zaman uyumsuzlukla karşılaşır. Bu uyumsuzlukları gidermenin ya da adlandırmanın yolları şunlardır:
| Kavram | Osmanlıca | Tanım | Değerlendirme |
|---|---|---|---|
| Med | مد | Medli heceyi (– .) değerinde okumak | Kusur değildir; kuralın parçasıdır |
| İmale | اماله | Kısa (açık) bir heceyi ölçü gereği uzun okumak | Kusur sayılır |
| Zihaf | زحاف | Uzun bir heceyi ölçü gereği kısa okumak | Kusur sayılır |
| Vasl (ulama) | وصل | Ünsüzle biten kelimeyi ünlüyle başlayan kelimeye bağlayarak kapalı heceyi açık okumak | Kusur değildir; sık kullanılır |
İmale Türkçe kelimelerde sık görülür. Türkçede uzun ünlü olmadığı için, kalıp uzun hece istediğinde şair bazen Türkçe bir kelimenin açık hecesini uzatarak okutmak zorunda kalır. Örneğin kalıp gereği ne hecesinin nê gibi uzatılması imaledir. Klasik eleştiri anlayışında imalesi az olan şiir daha başarılı sayılmıştır.
Zihaf imalenin tersidir ve Arapça ya da Farsça bir kelimedeki uzun ünlünün kısa okunmasıdır. Divan şiirinde imaleye göre daha nadir görülür ve daha ağır bir kusur olarak değerlendirilir.
Vasl ise tamamen doğal bir okuma kolaylığıdır. gönül eğlen- gibi bir sözde gö-nü-leğ-len okunuşunda, gönül'ün son hecesi nül (kapalı) yerine nü (açık) olur ve l ünsüzü sonraki kelimeye geçer. Vasl sayesinde şair kapalı bir heceyi açık heceye dönüştürebilir.
Tef'ileler: aruz kalıplarının yapı taşları
Aruz kalıpları, تفعیله tef'île adı verilen ölçü birimlerinden kurulur. Tef'ileler, Arapçada "iş, yapmak" anlamına gelen f-'-l kökünden türetilmiş kelimelerdir. Bu, Arapça kelime kalıplarında kullanılan aynı köktür; bu konuyu Osmanlıca kelime vezni yazımızda ele aldık. Her tef'ilenin kendisi, temsil ettiği hece düzenini seslendirir: fâ-i-lâ-tün sözcüğünü söylerken uzun-kısa-uzun-uzun ritmini zaten duyarsınız.
| Tef'ile | Osmanlıca | Hece düzeni | Hece sayısı |
|---|---|---|---|
| Fâilâtün | فاعلاتن | – . – – | 4 |
| Mefâîlün | مفاعیلن | . – – – | 4 |
| Müstef'ilün | مستفعلن | – – . – | 4 |
| Fe'ilâtün | فعلاتن | . . – – | 4 |
| Mefâilün | مفاعلن | . – . – | 4 |
| Feûlün | فعولن | . – – | 3 |
| Fâilün | فاعلن | – . – | 3 |
| Mef'ûlü | مفعول | – – . | 3 |
| Fe'ilün | فعلن | . . – | 3 |
| Mütefâilün | متفاعلن | . . – . – | 5 |
Tef'ileler belirli kurallarla birleşerek bahirleri (بحر bahr, "deniz") oluşturur. Tek bir tef'ilenin tekrarıyla oluşan bahirlere örnek olarak hezec (mefâîlün), remel (fâilâtün), recez (müstef'ilün), mütekârib (feûlün) ve kâmil (mütefâilün) verilebilir. Farklı tef'ilelerin birleşmesiyle kurulan bahirler arasında muzâri, müctes ve hafîf Osmanlı şiirinde en çok kullanılanlardandır.
Bir bahrin tef'ileleri değişikliğe uğrayarak farklı "kalıplar" doğurur. Örneğin hezec bahrinin mefâîlün tef'ilesi bazı kalıplarda mef'ûlü ya da mefâîlü biçimine girer. Bu yüzden aynı bahre ait birçok kalıp vardır.
Divan edebiyatında en sık kullanılan aruz kalıpları
Aşağıdaki tablo, Osmanlı divan şiirinde en sık karşılaşacağınız kalıpları ve kullanıldıkları yerleri özetliyor.
| Kalıp | Hece düzeni | Bahir | Yaygın kullanım |
|---|---|---|---|
| Fâilâtün Fâilâtün Fâilâtün Fâilün | – . – – / – . – – / – . – – / – . – | remel | gazel, kaside |
| Fe'ilâtün Fe'ilâtün Fe'ilâtün Fe'ilün | . . – – / . . – – / . . – – / . . – | remel | gazel, kaside |
| Mefâîlün Mefâîlün Mefâîlün Mefâîlün | . – – – / . – – – / . – – – / . – – – | hezec | gazel, kaside |
| Mef'ûlü Mefâîlü Mefâîlü Feûlün | – – . / . – – . / . – – . / . – – | hezec | gazel, şarkı |
| Mef'ûlü Fâilâtü Mefâîlü Fâilün | – – . / – . – . / . – – . / – . – | muzâri | gazel |
| Mefâilün Fe'ilâtün Mefâilün Fe'ilün | . – . – / . . – – / . – . – / . . – | müctes | gazel |
| Fâilâtün Fâilâtün Fâilün | – . – – / – . – – / – . – | remel | mesnevi, tuyuğ |
| Mef'ûlü Mefâilün Feûlün | – – . / . – . – / . – – | hezec | mesnevi |
| Fâilâtün Mefâilün Fe'ilün | – . – – / . – . – / . . – | hafîf | mesnevi, gazel |
| Feûlün Feûlün Feûlün Feûl | . – – / . – – / . – – / . – | mütekârib | mesnevi |
Bu kalıpların bazılarının tanınmış kullanım örnekleri vardır:
- Fâilâtün Fâilâtün Fâilün, Mevlânâ'nın Farsça Mesnevî'sinin ve Süleyman Çelebi'nin Mevlid'inin kalıbıdır. Tuyuğlar da çoğunlukla bu kalıpla yazılır.
- Feûlün Feûlün Feûlün Feûl, Firdevsî'nin Şehnâme'sinin ve Türk edebiyatında Kutadgu Bilig'in kalıbıdır.
- Mef'ûlü Mefâilün Feûlün, Leylâ ile Mecnûn hikâyesini anlatan mesnevilerde kullanılan kalıptır.
- Rubai, hezec bahrinin ahreb ve ahrem kollarından türeyen ve geleneksel olarak 24 olduğu kabul edilen özel kalıplarla yazılır; rubai kalıpları gazelde kullanılmaz.
Mısra sonundaki son tef'ile bazen kısalır ya da değişir. Örneğin Fe'ilün yerine Fa'lün (– –) gelebilir. Bu değişiklikler kalıbın doğal varyantları sayılır ve kusur değildir.
Takti nedir? Bir mısra adım adım nasıl ölçülür?
تقطیع Takti', bir mısraı hecelerine ayırıp her heceyi açık ya da kapalı olarak işaretleyerek hangi kalıba uyduğunu bulma işlemidir. Divan şiirini doğru okumak için en temel beceridir; bir kelimenin nasıl okunacağı konusunda tereddüt ettiğinizde ölçü çoğu zaman doğru cevabı verir.
Takti şu adımlarla yapılır:
- Mısraı hecelerine ayırın. Kelime sınırlarını değil, sesleri esas alın. Vasl yapılabilecek yerleri belirleyin.
- Her heceyi işaretleyin. Kısa ünlüyle bitenlere (.), ünsüzle bitenlere ve uzun ünlülülere (–) koyun. Mısra içindeki medli heceleri (– .) olarak yazın.
- İşaretleri tef'ilelere bölün. Ortaya çıkan diziyi bilinen kalıplarla karşılaştırın; çoğu zaman ilk tef'ile kalıbı ele verir.
- Uyumsuzlukları not edin. Kalıba uymayan yerlerde imale, zihaf ya da vasl olup olmadığını kontrol edin.
- İkinci mısrayla doğrulayın. Bir beytin iki mısraı aynı kalıptadır; ikinci mısra ilk tespitinizi doğrular.
Kelimelerle takti alıştırması
Takti mantığını kavramanın en kolay yolu, tek tek kelimeleri tef'ilelerle eşleştirmektir. Aşağıdaki kelimeler, hece düzenleri bakımından birer tef'ileye denk düşer:
| Kelime | Heceleme | Hece düzeni | Denk düştüğü tef'ile |
|---|---|---|---|
| sevdiğim | sev-di-ğim | – . – | Fâilün |
| sevdiğimden | sev-di-ğim-den | – . – – | Fâilâtün |
| kalemden | ka-lem-den | . – – | Feûlün |
| âşıkım | â-şı-kım | – . – | Fâilün |
| gönülden | gö-nül-den | . – – | Feûlün |
Âşıkım kelimesindeki ilk hecenin uzun sayılmasının sebebi, Arapça âşık kelimesindeki â ünlüsünün uzun olmasıdır. Osmanlıca yazıda bu uzunluk elif harfiyle gösterilir: عاشق. Türkçe sevdiğim kelimesinde ise ilk hece uzun ünlüden değil, ünsüzle bitmesinden dolayı kapalıdır. Bu iki farklı uzunluk kaynağını ayırt etmek, takti yaparken en çok işe yarayacak bilgidir.
Bir mısraın taktiinde de aynı işlem bütün hecelere uygulanır. Başlangıçta yavaş ilerlersiniz, ama birkaç düzine beyit üzerinde çalıştıktan sonra yaygın kalıpların ritmini kulağınızla tanımaya başlarsınız. Aruz bilen okuyucular çoğu zaman bir mısraı yüksek sesle okuyarak kalıbını hemen söyleyebilir.
Osmanlıca yazı aruzu nasıl kolaylaştırır?
Divan şiirini Latin harfli çeviri yazıyla okuyan biri, hangi ünlünün uzun olduğunu ancak düzeltme işaretlerinden (â, î, û) anlayabilir; çoğu baskıda bu işaretler de eksik olur. Osmanlıca aslından okuyan biri ise Arapça ve Farsça kelimelerdeki uzun ünlüleri doğrudan yazıda görür.
- Elif uzun â'yı gösterir: یار yâr, جان cân, نامه nâme. Bu kelimelerde ilk hece uzundur.
- Ye uzun î'yi gösterir: دین dîn, شیرین şîrîn.
- Vav uzun û'yu gösterir: نور nûr, روح rûh.
Burada önemli bir tuzak vardır: Türkçe kelimelerde de ünlüler çoğu zaman elif, vav ve ye ile yazılır, ama bu harfler Türkçe kelimelerde uzunluk bildirmez. قوش kuş kelimesindeki vav yalnızca u sesini gösterir; kelimenin hecesi ünsüzle bittiği için kapalıdır, uzun ünlü taşıdığı için değil. آلتی altı kelimesinin son hecesi ise ye ile yazılsa da açıktır (.) ve ancak imaleyle uzun okunabilir. Bu yüzden aruzda harfe değil, kelimenin kökenine bakmak gerekir: Arapça ve Farsça kelimelerde bu harfler uzunluk işaretidir, Türkçe kelimelerde değildir.
İki küçük öğe de ölçüye göre esnek okunur:
- İzafet kesresi (-ı / -i): Farsça tamlamalardaki bu ses ölçünün gereğine göre kısa ya da uzun okunabilir.
- Atıf vavı (ü / u, "ve" anlamında): nâm u neng gibi bağlamalardaki bu ses de ölçüye göre kısa ya da uzun okunur.
Sonu he ile biten Farsça kelimelerdeki son ses ise genellikle kısadır: نامه nâme kelimesi (– .) değerindedir. He harfinin bu kullanımını he harfi sayfasında ayrıntılı olarak bulabilirsiniz.
Aruz öğrenirken sık yapılan hatalar
Aruzu yeni öğrenenlerin takıldığı noktalar büyük ölçüde benzerdir. Bunları baştan bilmek, takti alıştırmalarını çok daha verimli hâle getirir.
- Yazıya göre değil sese göre hecelemeyi unutmak. Takti kelimelere değil seslere uygulanır. Vasl yapılan yerlerde kelime sınırı kaybolur ve ünsüz bir sonraki heceye geçer.
- Medli heceleri tek hece saymak. Dost, derd, yâr gibi heceler mısra içinde iki yer kaplar. Bunları gözden kaçırmak bütün taktiyi kaydırır.
- Mısra sonunu yanlış değerlendirmek. Mısraın son hecesi her zaman uzun sayılır; burada med ya da kısa hece aranmaz.
- Türkçe kelimelerde uzun ünlü aramak. Türkçe kelimelerde ünlü uzunluğu yoktur; uzun görünen hece ya ünsüzle bittiği için kapalıdır ya da imale yapılmıştır.
- Kalıp listesini ezberleyip kulağı ihmal etmek. Aruz bir ritim sistemidir. Kalıpları yüksek sesle, tef'ile adlarıyla tekrar etmek (fâ-i-lâ-tün, fâ-i-lâ-tün...) ve ardından beyitleri aynı ritimle okumak, kalıpları ezberlemekten çok daha kalıcı bir öğrenme sağlar.
Başlangıç için en iyi yöntem, tek bir kalıp seçip o kalıpla yazılmış birkaç gazeli taktiyle çalışmaktır. Fâilâtün Fâilâtün Fâilâtün Fâilün kalıbı hem çok yaygın hem de ritmi kolay duyulduğu için iyi bir başlangıç noktasıdır.
Aruz ölçüsü bugün neden önemli?
Aruz, 20. yüzyılın başında Millî Edebiyat hareketiyle birlikte yerini büyük ölçüde hece ölçüsüne bırakmıştır. Ancak bu değişim bir anda olmamıştır. Tevfik Fikret, Mehmet Âkif ve Yahya Kemal gibi 20. yüzyıl şairleri aruzu ustalıkla kullanmaya devam etmiştir. Mehmet Âkif'in Safahat'ı ve İstiklâl Marşı da aruzla yazılmıştır. Yahya Kemal ise aruzu Türkçeye en uyumlu biçimde kullanan şairlerden biri olarak anılır.
Aruzdan heceye geçişin arkasında, yukarıda anlatılan uyumsuzluk tartışması yatar. Millî Edebiyat hareketinin savunucuları, Türkçede uzun ünlü bulunmadığı için aruzun dili zorladığını, imale ve zihafın bu zorlamanın kaçınılmaz sonucu olduğunu ileri sürdü ve halk şiirinin ölçüsü olan heceyi "millî vezin" olarak öne çıkardı. "Beş Hececiler" diye anılan Faruk Nafiz, Enis Behiç, Halit Fahri, Orhan Seyfi ve Yusuf Ziya bu dönemde hece ölçüsünün yaygınlaşmasında etkili oldu. Aruzu savunanlar ise usta bir şairin Türkçeyi aruza imalesiz ya da çok az imaleyle uydurabileceğini gösterdi. Bu tartışma bugün edebiyat tarihinin bir konusudur, ama Türkçenin ses yapısını anlamak için hâlâ öğreticidir.
Aruz bilgisinin bugün de birkaç pratik faydası vardır:
- Doğru okuma: Divan şiirinde bir kelimenin uzun mu kısa mı okunacağını, bir izafetin okunup okunmayacağını ölçü belirler. Ölçüyü bilmeden okunan beyit çoğu zaman aksak kalır.
- Metin tenkidi: El yazmalarında bir kelime farklı biçimlerde yazılmışsa ölçüye uyan okuma genellikle doğru olanıdır. Bu nedenle aruz, divan metinlerini yayına hazırlayan araştırmacıların temel araçlarından biridir.
- Musiki ile ilişki: Klasik Türk musikisinde bestelenen şarkı ve gazellerin sözleri aruzla yazılmıştır; sözlerin ritmini anlamak besteyi anlamayı da kolaylaştırır.
Divan şiirini Osmanlıca aslından okumaya hazırlanıyorsanız aruzla birlikte Arapça-Farsça tamlamaları da tanımanız gerekir; tamlamalar ve izafet dersi bu konuda temel bilgileri verir. Uzun ünlülerin yazıda nasıl gösterildiğini pekiştirmek için elif harfi sayfası ve harekeler dersi de yararlı başvuru noktalarıdır. Hangi seviyede divan şiirine geçmenin uygun olduğunu merak ediyorsanız Osmanlıca seviyeleri yazımıza göz atabilirsiniz.
Özetle: Aruz, kısa (.) ve uzun (–) hecelerin tef'ilelerden kurulu kalıplara göre dizilmesiyle oluşan bir ölçüdür. Medli heceler mısra içinde (– .) sayılır; imale ve zihaf kusur, vasl ise doğal bir kolaylıktır. Takti yaparak bir mısraın kalıbını bulabilir ve divan şiirini doğru ritmiyle okuyabilirsiniz.
Sık sorulan sorular
Aruz ölçüsü nedir?
Aruz, hecelerin sayısına değil, uzunluk ve kısalığına dayanan bir şiir ölçüsüdür. Kısa (açık) ve uzun (kapalı) hecelerin belirli kalıplara göre sıralanmasıyla ritim oluşur. Arap edebiyatında doğmuş, Fars ve Türk edebiyatlarına geçmiş, divan şiirinin temel ölçüsü olmuştur.
Aruzda açık ve kapalı hece nasıl ayırt edilir?
Kısa bir ünlüyle biten hece açıktır ve nokta (.) ile gösterilir: ba, ne, ki. Ünsüzle biten ya da uzun ünlü taşıyan hece kapalıdır ve çizgi (–) ile gösterilir: bir, göz, bâ, dî. Türkçe kelimelerde uzun ünlü bulunmadığı için ünlüyle biten Türkçe heceler açık sayılır.
Takti ne demek?
Takti, bir mısraı hecelerine ayırıp her heceyi açık ya da kapalı olarak işaretleyerek hangi aruz kalıbına uyduğunu bulma işlemidir. Divan şiirini doğru okumak ve ölçüsünü tespit etmek için kullanılır.
İmale ile zihaf arasındaki fark nedir?
İmale, ölçü gereği kısa (açık) bir heceyi uzun okumaktır. Zihaf ise tersine, uzun bir heceyi kısa okumaktır. Her ikisi de klasik şiir anlayışında ölçü kusuru sayılır; usta şairler bunları olabildiğince az kullanmaya çalışmıştır.
Divan edebiyatında en çok kullanılan aruz kalıbı hangisidir?
Fâilâtün Fâilâtün Fâilâtün Fâilün kalıbı, gazel ve kasidede en sık kullanılan kalıplar arasındadır. Mefâîlün Mefâîlün Mefâîlün Mefâîlün ve Mef'ûlü Mefâîlü Mefâîlü Feûlün kalıpları da çok yaygındır.
Aruz ile hece ölçüsü arasındaki fark nedir?
Hece ölçüsünde dizelerdeki hece sayısı eşittir, hecelerin uzunluğu dikkate alınmaz. Aruzda ise hecelerin uzun ya da kısa olması belirleyicidir ve bu heceler belirli kalıplara göre dizilir. Hece ölçüsü Türk halk şiirinin, aruz ise divan şiirinin ölçüsüdür.